menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Akıllı duygusuzlar

53 0
09.09.2026

Hissediş düşüncenin gözüdür. Duygular köreldiğinde fikirler yolunu şaşırır. Akıl karanlıkta kendine yol bulmaya çalışırken hissedişin o keskin ışığına ihtiyaç duyar. İşte bu yüzden hissediş derinliği kaybolduğunda fikrin ferasetle kurduğu ilişki de devre dışı kalır. Akıl için bir koltuk değneği değildir yürek, tam da onun bıraktığı yeri dolduran, onun bittiği yerde devreye giren, onun çaresizliğine derman üreten bir mekanizmadır. Yürek kan pompalamayı bıraktığında beyin oksijensiz kalır. Duygular işte bu yüzden fikirlerin oksijeni, nefes alıp vermesinin mutlak garantörüdür. Ve onlar kuruduğunda veya öldüğünde fikirler soysuzlaşır. Akıl tutulması durup dururken ortaya çıkmaz. Öncesinde duygular tazeliğini yitirir, hissedişler yüzeyleşir, heyecan kaybolur, insan ile hayat arasındaki köprüler yıkılır. Sıra akıl tutulmasına geldiğinde zaten her şey bitmiştir. Duygularını yitirmiş, merhamet melekesini kaybetmiş bir birey fikren de enkaza dönmüştür. Belki de günümüzün en büyük sorunu akıl tutulması değil, yürek tutulmasıdır da bizim haberimiz yok.

Meseleyi biraz daha açmak gerekirse şöyle denebilir: Duygularını yitirmiş bir toplum aklını kaybetmiş olandan çok daha vahşidir. İnsan olma kategorisinde akıl belki duygulardan önce gelir. Ancak insanlığını korumak neredeyse tamamen duyguların insafına kalmıştır. Bir başka ifadeyle akıl yitimi bitkisel hayata, vicdan yitimi hayvanlaşmaya yol açar. Çağımızın sorunu tam da bu yüzden zihinsel, entelektüel bir geri çekilme değildir. Aksine duyarlılık yitimi bu çağın en belalı musibeti, en vahşi kötülüklerin baş sorumlusudur. Akıl yitimi kötülüğü gramerinden yoksun bırakır. Duygusal kayboluş olarak adlandırabileceğimiz vicdan yitimi ise kötülük vokabülerinin bir gramerle buluşması, kötülüğün kitlesel imha........

© Milat