“Anadolu’nun Elhamra’sı” Divriği Ulucami ve Dârüşşifası
Divriği Ulucami ve Dârüşşifa’sını gördükten sonra tarihe bakış açım tamamen değişti. Anadolu’nun uzak diyarındaki bu muhteşem eser, pek fazla bilinmeyen bir döneminin kapısını aralamakta ve ziyaret edenleri alıp yüzyılların ötesine götürmektedir.
Selçuklu bilinir ama Mengücekoğulları pek bilinmez. Hangi zamanda nerede yaşamışlar, kaç kola ayrılmışlar, nasıl yıkılmışlar? Hükümdarları kimler, hatunları nasıl insanlar? Bize neler bırakmışlar, bu eserler şu anda ne durumdalar?
Erzincan Mengücek Meliki Fahreddin Behramşah, Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın damadı olmuş. Kendisi de kızlarından birini Konya’ya Selçuklu Sultanına, birini Erzurum’a, diğerini Divriği’ye gelin vermiş. Divriği Mengücek Meliki Ahmed Şah ile Melike Turan Melek hayatlarını birleştirdikleri gibi, geleceğe bıraktıkları bu ölümsüz eserle hayırlarını da birleştirmişler. Ulucami ile Darüşşifa sırt sırta vermiş sekiz yüz yılı birlikte geçirerek günümüze sapasağlam gelmiş.
“Anadolu’nun Elhamra’sı” tabiri Ulucami’ye övgü için söylenmiş ama yeterli değil. Elhamra’yı görenler onun sekiz asırlık Endülüs Medeniyetinden süzülmüş bir inci gibi olduğunu bilirler. Ulucami ve Darüşşifası ise, mütevazi insanların gizli ihtişamını göstermesi bakımından eşsizdir. Taşı dantel gibi yontan sanatkarların; her nakışında başka manalar........
