Allah’ın varlığının aklî delilleri – 3
İnsanoğlu; Cenâb-ı Hakk’ın kendisine ihsan ettiği akıl ve idrak nimeti sayesinde sadece hayatını idame ettirmekle tatmin olmayan bir varlıktır. Zira o, hem kendi mevcudiyetini hem de içinde yaşadığı kâinatı, tefekkür eden şuurlu ve bilinçli bir mahlûktur. Bu sebeple insan, tarih boyunca bir taraftan kendi yaradılışının hikmetini, diğer taraftan ise, içinde bulunduğu bu muazzam kâinatın varlık sebebini ve yaradılış gayesini anlamaya çalışmıştır. Bu yönüyle varlık meselesi; öteden beri insan zihnini en fazla meşgul eden temel meselelerden biri olmuş; din, felsefe ve ilim sahalarında yürütülen sayısız araştırmanın merkezinde yer almıştır.
İnsanoğlu, akl-ı selîm ve temiz bir vicdanla; peşin hükümlerden, taassup ve önyargılardan uzak, samimî bir nazarla kâinata ve onun ihtiva ettiği İlâhî eserlere yöneldiği müddetçe, hakikate ulaşma imkânını muhafaza eder. Nitekim tarih boyunca birçok insan, içinde yetiştiği çevrenin inanç ve telakkilerinden bağımsız olarak aklî ve vicdanî muhakemesiyle gerçeği bulmuş ve hakka yönelmiştir. Bunun en bâriz misallerinden biri de, müşrik bir toplum içerisinde yetişmesine rağmen tefekkür ve nazarla Allahü Teâlâ’nın varlık ve birliğine ulaşan İbrahim aleyhisselâmdır.
Bir şeyin varlığını veya yokluğunu iddia etmek, delil ve burhan gerektirir. Cenâb-ı Hakk’ın varlığı hususunda ise, gerek âfâkta sergilenen nihayetsiz nizam ve intizamda,........
