15 Temmuz ve Erdem
Bundan tam on yıl önce Türkiye, yakın tarihinin en karanlık gecelerinden birini yaşadı. Dünya siyasi tarihinde benzerine az rastlanan bir ihanetle karşı karşıya kaldık. Milletin silahı millete çevrildi, Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı, masum insanlar kurşunlandı. O gece hedef alınan yalnızca seçilmiş bir hükümet değildi; milletin iradesi, devletin bekası ve ülkenin geleceğiydi.
Fakat aynı gece, ihanet kadar büyük bir fazilet de ortaya çıktı. Milletimiz, canı pahasına devletine ve iradesine sahip çıkarak tarihe altın harflerle yazılacak asil bir direniş sergiledi. Aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Milletimizin o gece ortaya koyduğu vakur duruşla da iftihar ediyorum.
Elbette 15 Temmuz; siyasetten güvenliğe, hukuktan sosyolojiye kadar pek çok açıdan değerlendirilebilir. Ben ise bugün meselenin farklı bir yönüne dikkat çekmek istiyorum:
Çünkü 15 Temmuz, aynı zamanda insanın hakikat karşısındaki ahlâkî duruşunun da imtihanıydı.
İnsan, hata yapabilen bir varlıktır. Yanılmak, insan olmanın tabii bir sonucudur. Devlet başkanı da yanılabilir, fikir adamı da, akademisyen de, gazeteci de, sade bir vatandaş da... İnsanları birbirinden ayıran, hata yapıp yapmamaları değildir. Asıl fark, hakikat karşısında nasıl bir tavır aldıklarıdır. Çünkü hata makam tanımaz; fazilet ise ancak hatasını kabul edebilenlerin omuzlarında yükselir.
Yakın tarihimiz bunun en çarpıcı........
