Türkiye’nin enerji alternatifleri haritası
Enerji güvenliği, yalnızca kaynağa sahip olmak değil; bir yol kapandığında ülkenin yoluna devam edebilmesidir.
Pîrî Reis, denizi yalnızca kıyılarıyla anlatmadı.
Kıyının nerede başladığını, sığlığın nerede derinleştiğini, hangi limanın hangi şartlarda sığınak olabileceğini, hangi yolun hangi tehlikeyi taşıdığını kayda geçirdi. Kitâb-ı Bahriye, bu bakımdan yalnızca denizlerin kitabı değildi. Bir yolculuğun, yol kadar ihtiyatla da ilgili olduğunu hatırlatan büyük bir hafızaydı.
Bugünün dünyasında ülkelerin önündeki deniz büyüdü.
Enerji kaynakları farklı coğrafyalara dağıldı; limanlar, boru hatları, tankerler ve ticaret yolları birbirine daha fazla bağlandı. Uzakta başlayan bir kriz, haftalar içinde bir fabrikanın maliyetine, bir aracın deposuna, bir evin mutfağına kadar ulaşabiliyor.
Hürmüz’de 2026’da yaşanan güvenlik krizi, bu gerçeği enerji üzerinden yeniden önümüze koydu.
Eylül boyunca Hürmüz üzerinden petrol akışı bazı günlerde savaş öncesi seviyelerin üzerine çıktı. Fakat Ekim ayının ilk günlerinde tanker saldırılarının yeniden artması, enerji güvenliğinde akışın tek başına yeterli bir gösterge olmadığını ortaya koydu. Reuters’ın 5 Ekim tarihli değerlendirmesine göre Hürmüz’den geçen petrol akışı savaş öncesi seviyenin yaklaşık yüzde 80’ine ulaşmış olmasına rağmen tanker navlunu, sigorta ve rafinaj maliyetleri yüksek kalmaya devam etti.
Petrolün yeniden hareket etmesiyle deniz riskinin sona ermesi aynı şey değildi.
Enerji güvenliği tam da bu ayrımda sınanır.
Türkiye açısından önemli bir avantaj var.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın değerlendirmesine göre Türkiye’nin Hürmüz bölgesine petrol bağımlılığı yaklaşık yüzde 10 seviyesinde ve yönetilebilir bir düzeyde. Türkiye’nin bu bölgeden doğrudan doğal gaz tedariki bulunmuyor. Doğal gaz tedarik yapısı da farklı ülkelerden sağlanan kaynaklarla çeşitlendirilmiş durumda.
Fakat bu tablo Türkiye’yi dünyanın enerji dalgalanmalarından bütünüyle ayırmıyor.
Petrol fiyatı yükseliyor. Navlun yükseliyor. Savaş riski sigortası yükseliyor.
Uzak bir denizdeki gerilim, Türkiye’nin enerji faturasına kadar geliyor.
Doğrudan bağımlılığın düşük olması, dolaylı maliyetin de düşük kalacağı anlamına gelmiyor.
Burada enerji güvenliğinin başka bir yüzü ortaya çıkıyor.
Bir ülkenin elinde ne kadar kaynak bulunduğundan önce, bir kaynak kesildiğinde ne kadar süre ayakta kalabildiğine bakmak gerekiyor.
Silivri ve Tuz Gölü’ndeki doğal gaz depolama tesislerinin toplam kapasitesi 6,3 milyar metreküp seviyesine ulaştı. Türkiye’nin hedefi, 2028’e kadar depolama kapasitesini yıllık doğal gaz tüketiminin en az yüzde 20’sini karşılayabilecek seviyeye taşımak. Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’nda görev yapacak Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu ile günlük üretimin 2026’nın son çeyreğinde yaklaşık 20 milyon metreküpe, 2028’de ise ikinci üretim platformuyla 45 milyon metreküpe çıkarılması hedefleniyor.
Bunlar yalnızca enerji rakamları değildir.
Bunlar, kriz anında Türkiye’nin elinde ne kadar zaman ve ne kadar hareket alanı bulunduğunu gösteren göstergelerdir.
Fakat başlığın asıl sorusu burada başlıyor:
Türkiye’nin başka hangi yolları var?
Haritaya biraz daha yakından bakınca tek bir güzergâh değil, birbirinden farklı dört ana yön beliriyor.
Doğuda TANAP var. Azerbaycan gazını........
