menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nehirler susunca

11 0
previous day

Çocukken suyun nereye gittiğini merak etmezdik.

Bir çeşmeden akan suyun biraz sonra toprağa karışacağını, bir derenin taşların arasından kendisine yol bulacağını, yaz sıcağında sessizleşen bir su yatağının yağmurlarla yeniden canlanacağını bilirdik. Su vardı. Akıyordu. Hayatın içinde kendisine bir yol buluyordu.

Belki de çocukluğun bize fark ettirmeden verdiği en büyük güven duygularından biri buydu: Bazı şeylerin hep devam edeceğine inanmak.

Suyun da eksilebildiğini öğrendik.

Bir nehrin kıyısında durup suyun çekildiği yere baktığınızda yalnızca suyun azaldığını görmezsiniz. Nehrin taşıdığı hayat da yavaş yavaş geri çekilir. Bir gemi daha az yük taşır. Bir tarla daha fazla su bekler. Bir çiftçi gökyüzüne daha uzun bakar. Bir santral nehirdeki suyu daha dikkatli ölçer. Bir şehrin geleceğine ilişkin planlar değişmeye başlar.

Çünkü su, hayatın birbirinden ayrı sandığımız parçalarını birbirine bağlayan sessiz bir bağdır.

Bugün Avrupa’nın büyük nehirlerine bakmak, bu gerçeği anlamak için yeterli.

Ren’den Tuna’ya, Po’dan başka su yollarına kadar uzanan kuraklık, yalnızca nehir yataklarını küçültmüyor. Taşımacılığı zorluyor, tarımsal üretimi baskılıyor, enerji üretimini tehdit ediyor. Bir yerde başlayan su kaybı, başka bir yerde üretim maliyetine; başka bir yerde gıda fiyatına; başka bir yerde enerji hesabına dönüşüyor.

Kuraklığın en sessiz tarafı da burada.

Büyük değişimler her zaman büyük gürültüler çıkararak başlamıyor.

Bazen bir nehir birkaç santimetre çekiliyor.

Bazen bir kuyu biraz daha derine iniyor.

Bazen bir çiftçi sulama sırasını beklerken tarlasına bakıyor.

Ve bazen bir ülke, yıllar sonra karşısına çıkacak bir problemin ilk işaretini bugün görüyor.

Avrupa’da yaşanan tablo, suyun yalnızca çevre başlığı altında değerlendirilemeyeceğini açık biçimde gösteriyor. Nehir yatağındaki düşüş, birkaç saat içinde bir........

© Milat