Küller ve şenlikler
Maziyi, ulaşılmaz bir masal ülkesi gibi anlatmak kolaydır. Zor olan, geçmişi bugünün omuzlarına yük değil, yarının inşasına dönüşecek bir emanet olarak okuyabilmektir. İşte tam da bu yüzden, takvimin bazı günleri yalnızca bir tarihten ibaret değildir. Bir gün önce suskunluğun ağırlığını, ertesi gün ise meydanların coşkusunu taşıyan zaman aralıkları, milletlerin kendileriyle baş başa kaldıkları en hakiki aynalardır. Bugün de böyle bir eşiğin içindeyiz. Bir yanda insanlığa barış ve uzlaşmanın mümkün olduğunu hatırlatan bir hatıra, diğer yanda yarını karşılayacak milyonların ortak heyecanı… İşte tam da bu yüzden bugün, yalnızca iki gün arasındaki bir geçiş değil; iki anlam arasındaki kısa ama belirleyici bir duraktır. Nelson Mandela'nın yaşamı ve 18 Temmuz'un uluslararası hafızadaki yeri, adalet ve uzlaşmanın yalnızca geçmişe ait kavramlar olmadığını yeniden hatırlatıyor.
Birleşmiş Milletler'in 18 Temmuz'u Nelson Mandela Günü ilan etmesi de tesadüf değildir. Mandela'nın hapiste geçirdiği yirmi yedi yılın ardından öfkeyi değil bağışlamayı seçmesi, bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında insanları birbirine küçük iyilikler yapmaya çağıran bir mirasa dönüşmüştür. Bu miras bize şunu öğretir: bir insanın ya da bir milletin büyüklüğü, acıyı biriktirme kapasitesinde değil, onu dönüştürme cesaretinde saklıdır.
Gökyüzünü yaran şenlik ateşlerinin gürültüsü çekildiğinde meydanlara ağırbaşlı bir sessizlik iner. Gökyüzü, az önceki turuncu parıltısından yavaşça griye döner. Havada hâlâ dumanın keskin kokusu dolaşır; ayak sesleri bile fısıltıya dönüşür. Taş zemin, ateşin sıcaklığını bir süre daha ayakların altında saklar. Dağılan kalabalığın ardından kalan o ilk saatler, çoğu zaman bir tükeniş gibi görünür. Oysa hakikat tam da o anda konuşmaya başlar.
Çünkü rüzgârın savurduğu küller, yalnızca biten bir ateşin değil, toprağın derinliklerinde başlayan yeni bir hayatın işaretidir. Toprağı besleyen, gösterişli........
