Kelimeler eve dönmeden
Bir iskele kahvehanesinin buharlı camının ardında, aynı masayı paylaşan iki insan... Ellerinde aynı gazete, gözleri aynı satırlarda. Biri haberi okuyup bitirdiğinde yüzünde hafif bir tebessümle çayından bir yudum alıyor. Diğeri ise dişlerini sıkarak kâğıdı öfkeyle buruşturup masanın kenarına itiyor.
İkisi de aynı vapuru bekliyor. Aynı gökyüzünün altında, aynı denizin dalgasını dinliyorlar. Haberin mürekkebi de, harfleri de, öznesi de değişmedi.
Fakat artık aynı gerçeğin içinde yaşamıyorlar.
İşte insanı asıl ürpertmesi gereken kırılma, tam da o buruşturulmuş gazete sayfasının üzerinde başlıyor. Oysa ikisi de aynı cümleyi okumuştur. Aynı isimler, aynı tarih, aynı olay. Belki de bu yüzyılın en sinsi çatlağı burada gizlidir: İnsanlar artık aynı olaylara değil, aynı olayın kendi zihinlerinde büyüttükleri gölgesine bakıyorlar.
Toplumları birbirinden uzaklaştıran şey fikir ayrılıkları değildir. Aynı kelimeyi kullanıp artık aynı şeyi kastetmemeleridir.
Uzun yıllar boyunca insanlık, hakikatin en büyük düşmanının yalan olduğuna inandı. Yalan elbette tehlikelidir. Ancak yalanla mücadele edebilirsiniz; çünkü karşınızda yıkmanız gereken somut bir duvar, muhatap alacağınız bir cephe vardır. Oysa bugün çok daha derin, çok daha sinsi bir eşikteyiz.
Hakikat artık saklanmıyor; dağıtılıyor.
Herkes elindeki o küçük parçaya, gerçeğin bütünü muamelesi yapıyor. Kendi doğrusuna o kadar sıkı sarılıyor ki, karşısındakinin avucunda ne taşıdığını görmeye tenezzül bile etmiyor. Herkesin kendi haklılık kalesine çekildiği, her yorumun kendi mahallesini kurduğu bu yeni düzende gerçek kaybolmuyor; sadece yüzlerce kopuk anlatıya bölünerek parçalanıyor. Ortak zemin küçüldükçe gürültü yükseliyor. Gürültü yükseldikçe hakikat........
