menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İç savunma misakı

20 0
09.08.2026

İnsan kendisine savaş açarak güçlenmez. Bazen asıl güç, kendi yarasına kalkan olmaktır.

Mekke’de üç ülke aynı masaya oturdu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan…

7 Ağustos’ta imzalanan Ortak Savunma Anlaşması ile taraflar, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağını ilan etti. Anlaşma savunma iş birliğini ve ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor; taraflar bunun belirli bir ülkeyi hedef almadığını da açıkça ifade ediyor.

Dışarıdan gelecek saldırıya karşı ortak bir güvenlik sözü bu.

Fakat haberi okurken aklıma başka bir soru takıldı:

Üç ülke birbirine saldırı geldiğinde birbirinin yanında durmayı taahhüt ediyor. Peki insan, kendi içinden gelen saldırı karşısında kimin yanında duruyor?

Bazen aynanın karşısına geçiyoruz.

Ve orada karşımızda bir düşman görüyoruz.

Ben bunu uzun süre anlamadım.

İnsanın kendisine söylediği bazı cümlelerin, yıllardır başkalarından duyduğu en ağır sözlerden bile daha acımasız olabileceğini sonradan fark ettim.

Çünkü dışarıdan gelen sözden kaçabilirsin.

Kendi sesinden kaçamazsın.

İnsan kendisine kurduğu cümlelerin içinde yaşar.

Çocukluğumuzdan beri bize değişmenin yolunu çoğu zaman utanç üzerinden gösterdiler.

Bunların arasında masum görünen bir düşünce gizlidir:

Kendinden memnun değilsen, kendine daha sert davran.

Sanki insanın içindeki kırbaç, onu daha iyi bir yere götürecekmiş gibi.

Bir süre işe de yarar.

İnsan korkuyla çalışır.

Kendini küçümseyerek daha fazla üretir.

Başarısız olmaktan korktuğu için daha fazla koşar.

Sonra bir gün dışarıdan bakıldığında değişmiştir.

Ama içeride başka bir şey olmuştur.

İnsan artık yalnızca kendisini geliştirmeye çalışmıyordur.

Kendisinden kaçıyordur.

Korkuyla atılan adım, varmak için değil, kaçmak için atılır.

Her sabah tartıya çıkan bir insan düşünün.

Gördüğü sayı yalnızca kilosunu göstermiyor.

Bütün gününü belirliyor.

İyi bir sayı gördüğünde kendisini seviyor.

Kötü bir sayı gördüğünde kendisine kızıyor.

Bir lokmayı suçlulukla yiyor.

Bir aynaya bakarken önce kusurunu arıyor.

İnsanlar onu tebrik ediyor.

Fakat içerideki ses susmuyor.

Bu kez başka bir kusur buluyor.

İnsan bir kusuru kapattığında, kendisine yönelteceği yeni bir suçlama buluyor.

Çünkü sorun bedeninde ya da hayatının tek bir alanında değildir.

Sorun, insanın kendisini sürekli mahkemeye çıkarmayı öğrenmiş olmasıdır.

Ve o mahkemenin hâkimi........

© Milat