menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görünmez boyunduruk

14 0
17.07.2026

Basra'nın en kuzey ucunda, Dicle ile Fırat'ın binlerce kilometrelik bir seyahatin ardından taşıdığı toprakların tuzlu suyla buluştuğu o ağır ve nemli havzada, sessiz ama derinden işleyen bir mücadele yaşanıyor. Suların gelgitle kabarıp çekildiği, sığlıkların bir görünüp bir kaybolduğu bu çamurlu kıyılar, sadece iki komşuyu değil, bütün bir coğrafyanın kaderini birbirine düğümlüyor.Basra Körfezi'nin stratejik geçitlerindeki enerji trafiğinin kademeli olarak normale dönmesi, hidrokarbon ithalatçısı ülkeleri rahatlatabilir ancak bölgeyi istikrara kavuşturmaya asla yetmez. Çünkü suların altında biriken tortu, her an su yüzüne çıkabilecek sarsıcı bir jeopolitik gerilimi beslemeye devam ediyor.

Bu tortunun neden bu kadar kalıcı olduğunu anlamak için, önce onu besleyen güç mantığına bakmak gerekir. Uluslararası ilişkilerde ve özellikle gücün asıl belirleyici olduğu Ortadoğu havzasında devletler, edilgen bir sükunet arayışıyla değil; güç dengesi, caydırıcılık ve stratejik istikrar üzerinden konum alır. Bir asır önce, sömürgeci aktörlerin kendi deniz yollarını güvenceye almak adına cetvelle biçtiği o daracık su yolları, bugün devasa liman projelerinin ve yer altı kaynaklarının ağırlığını taşıyamıyor. Irak'ın denize açılan kapısı; derin limanlardan yoksun, çamurla kaplı ve sadece elli sekiz kilometrelik daracık bir kıyı şeridine sıkışmış durumda. Bu ağır coğrafi yük, bölge siyasetinin en hassas sinir ucunu oluşturuyor.

İşte tam bu sinir ucunda, coğrafyayı bir varlık ve adalet meselesi olarak gören o köklü bakış açımızda, bu boğulma halinin sarsıcı bir karşılığı vardır: Mekânsal İnhisar; yani bir devletin, var olabilmek için ihtiyaç duyduğu deniz çıkışından tarihsel müdahalelerle mahrum bırakılması. Bir devletin, hayatiyetini sürdürebilmek için muhtaç olduğu deniz nefesinden mahrum bırakılması; varlığını korumak adına sürekli bir çıkış arayışına itilmesidir. Mekânsal İnhisar, toprağı denizden koparan yapay engellerin, zamanla nasıl sönümlenmeyen bir enerjiye ve sınır ihlallerine dönüştüğünü gösterir. Çünkü su, ne kadar engellenirse engellensin, kendi yatağını bulmak için karşılaştığı her seti aşındırır.

Bu aşınma, en çıplak haliyle Hur el-Zübeyr ve Hur Abdullah su yollarının o girintili çıkıntılı sularında görünür hale gelir. Gelgit çekildiğinde, balıkçı teknelerinin gövdesini sıyırarak geçtiği o ıslak çakıl sırtları bir anda gün yüzüne çıkar; martıların konduğu bu ıslak taşlar birkaç saat sonra yeniden sessizce suya gömülür. Bir yanda Büyük Fav Limanı'nın devasa mendireğiyle denize doğru uzanmaya........

© Milat