Boğazlar açılırken
Sabaha karşı limanların kendine özgü bir sessizliği vardır. Vinçler ağır ağır hareket eder, halatlar çözülür, gemiler görünmez bir düzenin parçası gibi yollarına devam eder. Kimse bunu haber yapmaz. Çünkü düzen, varlığını en çok hissedilmediği zamanlarda korur. Ne zaman ki bir gemi beklemeye başlar, işte o zaman sessizlik konuşur. Dünyanın dikkati, bir anda haritadaki dar bir su yoluna çevrilir.
Bugün gözler yeniden Hürmüz Boğazı'nda.
Washington'dan yapılan açıklamalar, Umman'ın aracılığıyla sürdürülen diplomatik temaslarda önemli bir mesafe alındığına işaret ediyor. Tahran ise doğrudan müzakere yürütmediğini, temasların Umman üzerinden sürdüğünü vurguluyor. İlk bakışta bu gelişme, enerji piyasalarını ilgilendiren teknik bir diplomasi başlığı gibi görülebilir. Oysa mesele, birkaç tankerin hangi rotadan ilerleyeceğinden çok daha büyüktür. Asıl sınanan, dünyanın kriz anlarında hâlâ ortak bir zemin üretebilme kabiliyetidir.
Çünkü bazı geçitler yalnız denizleri birbirine bağlamaz. Devletlerin hesaplarını, ekonomilerin dengelerini ve toplumların geleceğe ilişkin beklentilerini de birbirine bağlar. Bir boğazın açık kalması bazen yüzlerce anlaşmadan daha güçlü bir güven mesajı taşır. Ticaret yalnız malların dolaşımıyla değil, insanların yarına dair kurabildiği öngörüyle de ayakta kalır.
Bunu anlamak için haritalara uzun uzun bakmaya gerek yoktur. Gün doğarken Hürmüz'e yaklaşan bir petrol tankerini düşünün. Güvertedeki denizci için bu, sıradan bir seferdir. Aynı dakikalarda dünyanın başka şehirlerinde bir sanayici üretim planını gözden geçiriyor, bir yatırımcı ekranındaki rakamları izliyor, bir........
