Su…
Şehirler kurmuşuz; sırtını dağa veren ve yanı başından nehirler, çaylar akan... Eskinin dünyasında aynı zamanda düşmandan korunmak için de böyle yerler seçilmiş yerleşim için... Hem verimli ve hem korunaklı...
Su, içinden geçtiği yerleri şenlendirmiş; onun içinde etrafında büyük ve çekici şehirler kurulmuştu. Dünyanın gözde yerleşim yerlerinin hemen hepsinin suyla bir bağı vardı. Ve buralarda, daha yüksek bir hayat tarzı, daha zevkli bir düzen hâkimdi.
Sudan bir medeniyet oluşturmuşuz yüzyıllar içerisinde... “Temiz olmak” ve “temiz kalmak” için, her gittiğimiz yerde çeşmeler akıtmış, hamamlar yapmışız. Temiz ve güzel yaşamayı, değişmez bir kaide haline getirmiş, ayak bastığımız topraklara, temizlik ve güzellik götürmüşüz. Fakat ne acıdır ki; bir zamanlar temizliği ve medeniliği bizden öğrenenler, bugün aynı şeyleri bizlere öğretmeye çalışmaktalar.
Atalarımız tarafından dağ başlarında, yol kenarlarında, sokak aralarında, iyilik ve hayırdan başka bir amaç gözetmeden yaptırılan bu sebiller, yüzyıllarca buralardan geçen ve buralarda yaşayan insanların su ihtiyacını karşılamış.
Bakımı, yaptıranlar veya bu iş için kurulmuş vakıflar eliyle yapılan sebillerin çoğu, zamana ve bakımsızlığa yenik düşmüş, harap olmuş ve bir kenara atılmıştı. Fakat son yıllarda yapılan çalışmalarla bunların çoğu ayağa kaldırıldı. (...) Büyük sevdaların ayrılıkları da büyük olur derler, suya hasret sebillerin pejmürde kıyafetleri kanatırken eski şehrin bağrını;(...) meğer ki;
Kanalların izi yok, köprüler harâp olmuş
Sebilleri kurumuş, çeşmeler serâb olmuş ”
Bir insan sesine, su şırıltısına hasret, “kadim yalnızlıkları” içinde kendilerine biçilmiş akıbetlerine doğru yol alan bazı sebiller, himmetli bir el beklemekteler, onları bu durumdan çekip çıkaracak...
Çocukluğumuzda bazı evlere şehrin önemli çeşmelerinden (Dabakhane, Cennet Çeşmesi, Yazıcı, Şabakhane, Akpınar, v.s.) su taşıyan sakalar görürdük tek tük... Yıllardır alışkın oldukları tadı, evlerinden akan sudan alamayan “Su Keyifçileri”, bu zevklerinin gereğini yapmaya ve sakalarla evlerine bu çeşmelerden su taşıtmaya devam ediyorlardı. Kendilerine has tavırları, suyu dolduruşları, taşıyışlarıyla bir meslek gibi görüyorlardı bu işi.
Osmanlı devrindeki Arap şehirlerinde; “Sakaları........
