Eski proje, yeni ambalaj
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nun gündemine gelmesi beklenen “Ankara'da BM Kadın Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşma”, derin endişelere yol açtı. Bu anlaşma, ne yazık ki, daha önce toplumsal dokumuzda onarılması güç yaralar açan ve seçim sandıklarına bile ciddi tesir eden İstanbul Sözleşmesi'nin farklı bir kılıfla yeniden hayat bulma çabası olarak okunuyor.
Türkiye daha önce benzer bir süreci İstanbul Sözleşmesi tartışmaları sırasında yaşadı. “Kadına yönelik şiddetle mücadele” gibi cazip ifadelerle başlayan süreç, zamanla toplumun aile anlayışını, kadın-erkek ilişkilerini ve hatta insanın yaratılışına ilişkin kabullerini yeniden tanımlamaya çalışan bir ideolojik zemine dönüştü. Aslında bu ideolojik plan en baştan beri vardı; sadece toplumun bunu fark etmesi biraz zaman almıştı. Sonuçta Türkiye sözleşmeden çekildi. Şimdi ise benzer kavramların ve benzer yaklaşımların farklı kurumlar ve yeni başlıklar altında yeniden gündeme taşındığı görülüyor.
Söz konusu anlaşmanın merkezinde yer alan BM Kadın Birimi'nin faaliyet alanında “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı özel bir yer tutuyor. Tartışmanın düğüm noktası da burada başlıyor. Hedeflenen, kadın ve erkeği yaratılış temelinde değil, toplumsal olarak kurgulanmış roller üzerinden tanımlayan bir dünya görüşünün hâkim olması. Bugün Batı'da aileyi, kadınlığı, erkekliği ve hatta biyolojik gerçekliği tartışmalı hale getiren yaklaşımın temelinde de bu anlayış bulunmakta.
Kadın, aileden bağımsızlaştırılıyor; annelik ikinci plana itiliyor; aile bireyin önünde bir engel gibi gösteriliyor. Toplumun en temel kurumu olan aile zayıfladıkça birey........
