menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

40 günün gösterdiği gerçek

18 0
09.04.2026

28 Şubat’ta başlayan ve 40 gün boyunca giderek tırmanan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, dünya siyasetinin en tehlikeli eşiklerinden birine dönüşmüştü. İran’ın üst düzey isimlerinin hedef alındığı saldırılar, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Körfez’deki Amerikan üslerinin vurulması ve savaşın İsrail’in işgal altında tuttuğu şehirlere taşınması, bölgesel bir krizin küresel bir felakete dönüşebileceğini açıkça göstermişti. Bu süreçte yalnızca askeri cepheler değil, enerji hatları, ticaret yolları ve küresel ekonomi de doğrudan sarsıldı.

Ancak bu savaşın belki de en çarpıcı yönü, beklentilerin aksine İran içinde bir çözülmenin yaşanmaması oldu. ABD ve İsrail’in hesap ettiği iç karışıklıklar, halk ayaklanmaları ve rejim çözülmesi senaryoları gerçekleşmedi. Aksine İran toplumu, dış müdahale karşısında büyük ölçüde kenetlendi. Bu durum, savaşın seyrini belirleyen en kritik faktörlerden biri haline geldi.

Başlangıçta askeri ve jeopolitik gerekçelerle açıklanmaya çalışılan süreç, kısa sürede ideolojik ve teopolitik bir zemine kaydı. İsrail’in “hızlı zafer” vaadiyle ABD’yi sürüklediği bu saldırılar, Washington içinde dahi ciddi tartışmalara neden oldu. Nitekim ABD istihbaratının “gerçek dışı” olarak nitelediği rejim değişikliği senaryosu, siyasi irade tarafından göz ardı edildi.

Bu hesapsızlığın ve gerçeklikle bağdaşmayan işleyişin en somut göstergesi ise Donald J. Trump’ın açıklamalarında ortaya çıktı. Sabah saatlerinde “Bu gece bir medeniyet yok olacak” diyerek açıkça bir halkı ve ülkeyi yok etmekle tehdit eden bir lider, yalnızca birkaç saat sonra ateşkesi kabul eden bir pozisyona geçti. Bu keskin dönüş, yalnızca askeri dengelerin değil, aynı zamanda uluslararası baskının, ekonomik risklerin ve diplomatik girişimlerin de etkisini gözler önüne........

© Milat