menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şebüsterî Varken Heidegger Yoktu

4 0
12.07.2026

Öğrencilik yıllarımda Bilim ve Sanat Vakfında düzenlenen bir konferansa katılmıştım. O günlerde vakıf, Aksaray'da birkaç daireden dönüştürülmüş mütevazı bir binada faaliyet gösteriyordu. Konuşmacı, yazar Dücane Cündioğlu'ydu ve Alman filozof Martin Heidegger'i anlatıyordu. Yıl, doksanlı yıllardı. Cündioğlu, Heidegger okumalarına yeni başlamıştı ve bu Alman filozofa duyduğu hayranlığı açıkça dile getiriyordu. Konferansta söylediği bir cümle ise hafızama kazındı: "Bizde Heidegger gibi düşünürler yetişmediği sürece birinci sınıf bir ülke olamayız; Almanya'nın seviyesine yaklaşamayız." O yıllarda sadece Dücane Cündioğlu değil, birçok yazar ve düşünce meraklısı için de Heidegger adeta son sığınak hâline gelmişti. Bunun sebebi açıktı. Heidegger, klasik ontolojiyi sarsarak "Varlık" kavramını yalnızca bir nesne olarak değil, insanla kurduğu ilişki üzerinden yeniden ele alıyordu. Onun temel amacı, Antik Yunan'dan bu yana unutulduğunu ileri sürdüğü "Varlık" (Sein) sorusunu yeniden düşünmenin yollarını açmaktı. 1927 yılında yayımlanan başyapıtı Varlık ve Zaman, varlığın anlamını zaman ufku içinde sorgulayarak hem fenomenoloji hem de varoluşçuluk üzerinde derin etkiler bıraktı. Ancak Heidegger'i anlamaya çalışan birçok araştırmacı, onun beslendiği düşünce kaynaklarını yeterince dikkate almadı. Böyle olunca da Almanya ve Batı düşüncesi, sanki tamamen kendi iç dinamikleriyle ortaya çıkmış benzersiz bir medeniyet gibi sunuldu. Oysa Antik Yunan mirasının Avrupa'ya yeniden ulaşması, büyük ölçüde İslam dünyasının ilmî faaliyetleri sayesinde gerçekleşti. Bağdat ve Şam'daki Beytü'l-Hikme gibi........

© Milat