menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş Şafak Barkçın’ı dinlerken

10 0
17.05.2026

Savaş Şafak Barkçın hocamızı bugüne dek televizyon ekranlarında, canlı yayınlarda çokça seyretmiş; satır aralarındaki o derin hikmeti kaçırmamak adına pek çok konuşmasını elimde kalemle defterime not etmiştim. Ekranda gıyaben kurulan bu köprü, geçtiğimiz hafta ŞURKAV’ın Urfa’da düzenlediği “Kabaltı Sohbetleri” vesilesiyle nihayet vicahen bir tanışıklığa ve kalbî bir muhabbete dönüştü.

Mekânın Ruhu ve Bir "Kabaltı" Teklifi

Yazının esas mihverine geçmeden önce, ŞURKAV’ın bu güzel konferans serisine “Kabaltı Sohbetleri” ismini vermesinden duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim. Ancak içimden de geçmedi değil: Keşke bu sohbetler, modern bir salonun serinliğinde değil de bizzat bir Urfa kabaltısının o kadim odasında yapılsaydı...

Elbette geniş kitlelerin katılımı ve ulaşım kolaylığı düşünülerek konferans salonu tercih edilmiştir, buna saygı duyuyorum. Fakat elli yaş ve üstü kuşağın canlı birer şahidi olduğu bu kabaltı mimarisi ve kültürü, yeni neslin dünyasında sadece bir isim olarak kalmaması adına en azından sohbetin “Çay İçimi” kısmının sahici bir Urfa kabaltısında gerçekleştirilmesini bir teklif olarak buraya iliştiriyorum.

Vitrini Değil, İklimi Güzelleştirmek

Televizyon başında notlar tutarken Barkçın Hoca’nın sözündeki o samimi bereketi, adeta modern zamanların bir kerameti olarak görürdüm. Kalem ve defteri yanımdan eksik etmeyişimin bende mahfuz kalan derin bir hikmeti var elbette...

Burada bir nükteye de temas edelim: Bazı kişilerin kürsüde, sahnede ya da ekranda devleşmesine karşın; perde arkasına geçildiğinde, kuliste, evde veya halkın arasında cüceleştiğini müşahede etmiş ve çok şaşırmıştım. Savaş Şafak Barkçın ise sahnede ne ise, insanlarla baş başa kaldığı samimi sohbetinde de o. "Saf Anadolu Çocuğu" dedikleri asil duruşun tam karşılığı... Mürayiliği, yapaylığı sevmeyen; Müslüman kalma ve Müslüman gibi yaşama adına samimi bir çaba gösteren bir büyüğümüz. Konuşmalarında Rasim Özdenören gibi yazar ve düşünürlerin referans dünyasından beslendiğini fark ettiğimde iyice emin oldum: Bu adamın asıl derdi vitrinini parlatmak değil, iklimini güzelleştirmektir.

Kürsüden Süzülen Medeniyet Hakikatleri

Salona yarım saatlik bir gecikmeyle de olsa varabildiğimde program başlamıştı. Hocanın kelimelerine, zihin dünyasına uyum sağlamaya çalışarak tuttuğum o çarpıcı notları, medeniyet tasavvurumuzun birer köşe taşı olarak aynen aktarıyorum:

● Teslimiyet ve Batı Eleştirisi: "İslam bir kafa dini değil, teslimiyet dinidir.........

© Milat