İkinci Sumud seferi ve ikiyüzlü aynalar
Tarihin sayfaları, sınır tanımayan zulümlerin şahidi ve kurbanıdır. Her asırda —bazen de her on yılda bir— yeryüzünü gözyaşı ve kanla ıslatan bu kısırdöngü, insanın içindeki karanlığın ne denli derinleşebileceğini yeniden gözler önüne seriyor. Sahneler, aktörler ve coğrafyalar değişse de acının rengi ve mağdurun feryadı hep aynı kalıyor. İnsanlık ise ne yazık ki kendi adına bu trajedilerden ders çıkarmıyor. Bu yüzdendir ki dünya edebiyatlarında en mutena ve en geniş yeri hep zulüm hikâyeleri alıyor.
Edebiyat ve düşünce, tam da bu noktada, unutuşun ve duyarsızlaşmanın karşısına dikilen en güçlü kale olarak belirmektedir. Zulüm hikâyeleri, sadece geçmişin birer vesikası değil; insanlığın vicdanını diri tutmak, unutturmamak ve aynı karanlığa tekrar düşmemek için yakılmış birer uyarı meşalesidir. Bu yüzden insanı eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) mertebesine ulaştırmak adına bize düşen; sadece bu acıları satırlara dökmek değil, o satırlardan sarsıcı bir ahlaki uyanış devşirmektir.
Hafızanın Sınır Boyu: Gazze ve Sumud
İsrail’in son elli yılda Ortadoğu’da, Batılı egemenlerin eliyle ve desteğiyle işlediği katliamlar, bölge halklarının hafızasında derin yaralar açmış, uluslararası hukuku ise tamamen işlevsiz bırakmıştır. Edebiyat ehlinin ve eli kalem tutan herkesin, bu organize kötülüğün unutulmaması için kalemi birer direniş cephesi kılmak mecburiyeti vardır.
Bunun en sıcak ve somut örneğini geçtiğimiz günlerde yeniden yaşadık. İsrail'in işgal edemediği Gazze’ye uyguladığı abluka, gıda stoklarını tamamen tüketti; açlık sınırını zorlayan koşullar ne yazık ki ölümleri başlattı. Karadan izin verilmeyen insani yardımları ulaştırmak amacıyla dünya genelindeki sivil toplum kuruluşları, Arapça "kararlılık" anlamına gelen ṣumūd kavramından mülhem SUMUD (Küresel Özgürlük Filosu) adıyla denizden bir koridor açmaya çalıştı.
2025 yılının........
