İbni Sina’ya dönmek
Üniversite yıllarından beri tanıdığım, aynı bölümde olmasam da ara sıra derslerine girdiğim, ilmi mahfillerdeki sohbetlerini ve konferanslarını takip ettiğim kıymetli hocamız Prof. Dr. Ahmet Ağırakça’nın biyografik türdeki bir kitabını okuyorum. Tabib İbn Sina adıyla neşredilen bu eserin mottosu da “İslam Tıbbını Zirveye Tırmandıran” olarak belirlenmiş. Kitabı elime alıp incelediğimde, bir tenkit mülahazasıyla değil ama içimden, "Keşke kitabın adı 'İbni Sina' ve mottosu da 'İslam Tıbbının Zirvesi' olarak basılsaydı" diye geçirmiştim. Hatta bununla da kalmayıp, kitabın müellifi Ahmet Ağırakça Hocamızı telefonla arayarak bu fikrimi kendisiyle paylaşmıştım.
Biz, yazarın tercih ettiği “İbn Sina” yazılışı yerine, dilimize ve kültürümüze daha yerleşik olan “İbni Sina” kullanımını tercih ederek yazımıza devam edelim. Entelektüel camianın Ebû Ali Sînâ ya da Batı dünyasındaki söyleyişiyle Avicenna olarak yakından tanıdığı bu şahsiyet; İslam'ın Altın Çağı'nın en önemli hekimlerinden, astronomlarından, düşünürlerinden ve bilginlerinden biri olarak kabul edilen bir Fars polimatı (hezarfeni), yani bütüncül (polimatik) erken tıbbın babası olan bir tabiptir.
Tarihsel kaynaklara ve otobiyografik kayıtlara göre, anne ve baba tarafından Fars kökenli olan İbni Sina, günümüzde Özbekistan sınırları içinde yer alan Buhara yakınlarındaki Efşene köyünde 980 yılında doğmuş; hayatını İran ve Türkistan coğrafyasında geçirmiştir. Ahmet Ağırakça, İbni Sina’nın ailesinin, özellikle de babasının Belhli olduğunu; Samani emirinin vergi memuru olarak Buhara yakınlarındaki bu köye gelip yerleştiğini aktarmaktadır. İbni Sina’nın atalarının Belhli olduğunu öğrenince, ister istemez akla Belh topraklarının İslam âlemine ve edebiyat dünyasına armağan ettiği o büyük âlimler gelir.........
