menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Latin Amerika'da yeni bir jeopolitik depremin ipuçları ve Küba'nın belirsiz geleceği…

20 0
09.01.2026

ABD’nin yeni hedefi Küba

Dünyanın gözleri önünde yaşanan o dramatik geceyi hayal edin: Caracas'ın karanlık gökyüzünde helikopterlerin uğultusu yankılanıyor, patlamalar şehri sarsıyor ve bir ülkenin lideri, Nicolás Maduro, gizli sığınağından çıkarılarak ABD özel kuvvetleri tarafından esir alınıyor. Bu olay, sadece bir tutuklama operasyonu değil; yıllardır süren ambargo savaşlarının, ekonomik baskıların ve jeopolitik çekişmelerin zirve noktasıdır. Maduro, Venezuela'nın tartışmalı ama dirençli bir lideri olarak biliniyor. Başarısız bir lider olarak nitelendirilse de son yıllarda ülkesini yavaş yavaş kalkındırmaya başlamıştı. ABD'nin acımasız ambargoları altında ülke adeta ölüme terk edilmişken, Maduro pes etmedi; petrol üretimini artırmaya, iç üretimi teşvik etmeye, tarım reformları yapmaya ve uluslararası müttefiklerle bağları güçlendirmeye odaklandı. Bu çabalar, Venezuela'yı yeniden ayağa kaldırmak için atılan adımlardı.

Örneğin, son yıllarda petrol ihracatı çeşitlendirildi, Çin ve Rusya ile enerji anlaşmaları imzalandı ve hatta yerel gıda üretiminde artış sağlandı. Ancak bu direniş, Washington'ın gözünde bir tehdit olarak algılandı ve sonuçta bu operasyonla kırıldı.

Peki, bu fırtına sadece Venezuela ile mi sınırlı kalacak? Yoksa müttefiki Küba'yı da mı yutacak? Petrol bağımlısı ada ülkesi Küba, şimdi tam bir karanlığa mı gömülecek? Sokaklarında yükselen protestolar, elektrik kesintileri ve öfke dolu kalabalıklar... Bu olaylar, heyecan verici bir soru doğuruyor: ABD'nin emperyalist vizyonu, Latin Amerika'dan başlayarak tüm dünyayı vassal devletçikler düzenine mi sürükleyecek? Maduro'nun esir alınması, sadece bir liderin sonu değil; küresel güç dengelerinin, ittifakların ve direnişlerin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası. Gelin, bu karmaşık hikâyenin katmanlarını birlikte açalım, çünkü bu olaylar sadece bugünü değil, yarını da şekillendirecek.

OPERASYONUN PERDE ARKASI: "ABSOLUTE RESOLVE" VE MADURO'NUN SON ANLARI

Maduro'nun esir alındığı gün, Çinli yetkililerle (Xi Jinping'in özel elçisi dahil) görüşmesi devam ediyordu – bu, son bir diplomatik çabaydı, ama yetersiz kaldı. Tüm bunlar, Maduro'nun son yıllardaki kalkınma girişimlerini boşa çıkardı: Ambargolara rağmen petrol üretimini günlük 1 milyon varile yaklaştırmaya çalışmıştı, yerel sanayiyi teşvik etmiş, Çin'le madencilik anlaşmaları imzalamıştı. Bu çabalar, ülkeyi ölüme terk eden yaptırımlara karşı bir direniş örneğiydi, ama ABD'nin askeri üstünlüğü karşısında eridi.

Küba'nın Venezuela'daki varlığı, bu hikâyenin en kritik unsurlarından biri. Tahmini rakamlara göre 5.000 ila 15.000 arasında Kübalı personel, Venezuela'da istihbarat, karşı istihbarat, güvenlik operasyonları ve tıbbi hizmetlerde aktif rol oynuyordu. Bu personel, Venezuela ordusunu eğitiyor, muhalif hareketleri bastırmada yardımcı oluyor ve rejimin ayakta kalmasını sağlıyordu. Karşılığında ise Venezuela, Küba'ya petrol sağlıyordu – bu, Hugo Chávez döneminden kalan bir "petrol karşılığı doktor" anlaşmasıydı. Maduro'nun son yıllardaki kalkınma çabaları, bu ittifaka dolaylı destek veriyordu: Petrol akışı azalsa da devam ediyor, Küba'nın enerji ihtiyacını karşılıyordu.

PETROL KRİZİNİN ÇARPICI BOYUTLARI: KÜBA KARANLIĞA GÖMÜLÜRKEN NELER OLACAK?

Küba'nın enerji krizi, yıllardır süren bir sorun ama Maduro'nun esir alınmasıyla zirve yapacak. Meksika, son yıllarda ikincil tedarikçi rolü üstlendi: 2023-2024'te günlük 20.000 varil........

© Milat