menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye Yazıları 2

8 0
03.05.2026

Not: Bu yazı geçen yıl kaleme alınmıştır. Dün Suriye’nin güncel durumuna dair bir yazı paylaşmıştım. Bu metinle birlikte bir yazı dizisine başlıyorum. Bundan sonra okuyacağınız yazılar, geçen yıl gerçekleştirdiğim Suriye ziyareti sonrası kaleme aldığım notlardan oluşmaktadır.

Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan içeri adım attığım an, içimde tanımlayamadığım bir sızı belirdi. Yıllardır çok yakınına kadar gelip de içine giremediğim o topraklardaydım artık. Reyhanlı’da, Kızıltepe’de dostlar hep parmakla gösterirdi: "işte şurası Suriye" Acının, zulmün, kimliksizliğin ve ötekileştirmenin coğrafyası. Şimdi o coğrafyanın içindeydim. Tarumar edilmiş şehirlerde, harabeye dönmüş sokaklarda, suskun bakışlarda kayboluyordum. İdlib, Hama, Humus, Halep ve Şam. Bir zamanlar medeniyetin kalbini taşıyan şehirler şimdi yorgun ve sessiz. Kapıdan içeri adım atarken, "yeni bir süreç mi başlıyor, yoksa bu yaşananlar bir devrimin mi, bir ihanetin mi sonucu?" soruları zihnimi kurcalıyordu. Ama şehirlerin üstüne yalnızca toz değil, karabasan gibi çöken bir korku da vardı. Bu korku, insanın bedenini değil, ruhunu da susturuyordu. Şehirlerin üstüne yarım asırdır çöken karabulutun dağılması gibi, insanlarda da umut yeşermeye başlamıştı. Filistinli mültecilerin kaldığı kamplara gittim. Yermük Kampı’na uğradım. Sedneya........

© Milat