menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir tas su

13 0
05.08.2026

Geçenlerde bir arkadaşımın ofisinde oturuyorduk. Sohbet sırasında Yermük'te yaşanan o meşhur hadiseyi anlattı. Üç yaralı sahabinin, son nefeslerini verirken bile önlerindeki bir tas suyu birbirlerine uzatarak "Önce kardeşim." deyişlerini.

Sonra söz arasında o üç sahabiden birinin, bir zamanlar İslam'ın en büyük düşmanlarından biri olarak bilinen Ebu Cehil'in oğlu İkrime olduğunu söyledi.

İşte o an zihnimde başka bir kapı daha aralandı.

Bir insan, babasının günahlarını taşımak zorunda değildi.

Geçmiş, insanın kaderi değildi.

Allah katında değer, kimin oğlu olduğunla değil, nasıl yaşadığın ve nasıl öldüğünle ölçülüyordu.

Sohbet bitti, konu kapandı. Ama hem "Önce kardeşim." sözü hem de İkrime'nin hikâyesi zihnimde yaşamaya devam etti.

Şimdi ise birkaç gündür dere kenarında, küçük bir inzivanın içindeyim.

Şehrin gürültüsünden, bitmek bilmeyen telaşlardan ve insanın zihnini yoran koşuşturmadan biraz olsun uzaklaşmak istedim. Önümden şırıl şırıl akan dereyi seyrediyor, piknik tüpünün üzerinde demlenen çayımdan yudumlar alıyorum. Bazen saatlerce hiçbir şey söylemeden sadece suyu dinliyorum.

Sanki bütün bunları bana anlatan o…

Bazen de ben anlatıyorum, o dinliyor. Belki beni dinlediği için söylediklerimi içine alıyor, bunun uğruna bulanıklaşmayı bile göze alıyor. Ama yine de akmaktan vazgeçmiyor.

Dere akıp giderken arkadaşımın anlattığı o hadise yeniden zihnimde canlanıyor. O suyun akışıyla Yermük'te elden ele dolaşan bir tas su birbirine karışıyor.

Hayat da böyle değil mi?

Kardeşinin yükünü omuzlayan, onun acısını paylaşan insan da bazen bulanmayı göze alır.........

© Milat