Gençlerin elinden cevabı almak
Vaktiyle insanın aklı başındaydı. Pek uslu sayılmazdı. Sahibine geceleri uyku vermez, duyduğu bir cümleyi günlerce zihninde evirip çevirtir, bazen de hiçbir işe yaramadığı hâlde insanı pencerenin önünde saatlerce oturturdu. Yine de insana aitti. Şimdi akıl hâlâ başımızda duruyor ama bazı işlerini yavaş yavaş dışarıya vermeye başladık.
Bir gencin önüne bir soru koyun. Eskiden biraz sıkılır, birkaç cümle karalar, siler, yanlış yere bakar, arkadaşına sorar, sonra başa dönerdi. Dışarıdan bakıldığında o vakit pek verimli görünmezdi. Fakat zihnin çalışması çoğu zaman böyle bir şeydir. İnsan bir düşünceye düz yoldan varmaz; biraz dolaşır, bazen yanılır, bazen de neyi bilmediğini ancak o dolaşma sırasında fark eder.
Şimdi soru yazılıyor, cevap geliyor. Üstelik derli toplu geliyor. Başlığı hazır, maddeleri hazır, sonucu hazır. Genç daha ne düşündüğünü anlamadan önünde ne düşünmesi gerektiğine benzeyen bir metin buluyor. Yapay zekâyı yasaklamakla uğraşmanın pek anlamı yok. Gençler onu kullanacak. Ders çalışırken de kullanacak, yazarken de araştırırken de bir karar verirken de. Mesele, makineyi hayatlarından çıkarmak değil; onun yanında zihni diri tutmanın yolunu bulmak.
Mesela bazı sınavlara yapay zekâyla girilsin. “Fransız İhtilali’nin sebeplerini yazınız” sorusu artık pek bir şey ölçmüyor. Makine onu birkaç saniyede yazıyor. Bunun yerine öğrenciye yapay zekânın cevabı verilsin. “Burada ne eksik, hangi sebep abartılmış, hangi bağlam atlanmış?” diye sorulsun. Öğrenci cevabı bulmakla değil, cevabın açığını bulmakla uğraşsın.
Aynı şey ödevlerde de yapılabilir. Ayda bir kez “hata avı” verilsin. Çocuk yapay zekânın cevabındaki yanlışları, zayıf gerekçeleri, uydurma kaynakları bulsun. İster tarih dersinde olsun ister biyolojide. Bunun için yeni bir müfredat hazırlamaya gerek yok. Mevcut dersin içine yerleştirilecek küçük bir uygulama yeter.
Bir alışkanlık daha kazandırılabilir: Çocuk önce kendi cevabını yazsın, sonra makineye sorsun. Ardından ikisini yan yana........
