menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fon skandalları, iç cephe ve jeopolitik kuşatma ihtimali: Türkiye küresel bir tuzağın neresinde?

3 0
sunday

Gündelik siyasetin ve medya çarklarının gürültüsü içinde, bazen öyle olaylar zinciri önümüze konur ki, ilk bakışta sadece magazinel bir adli vak’a ya da ekonomik bir skandal gibi görünür. Oysa uluslararası ilişkilerin, istihbarat oyunlarının ve büyük jeopolitik kırılmaların lensiyle baktığınızda, o skandalın arkasında gizlenen devasa mekanizmayı çok net görebilirsiniz.

Bugün Türkiye’nin gündemini meşgul eden fon tartışmalarını da bu perspektiften bağımsız okumak, tarihe ve coğrafyaya haksızlık olur. Uzmanlık alanım borsa, fon veya finansal manipülasyonlar değildir; paranın labirentlerinden ziyade devletlerin hamlelerini, zamanlamalarını ve küresel konjonktürün kesişim kümelerini incelerim. Ve şu gerçek artık saklanamayacak kadar berraktır: İçinde bulunduğumuz dönemde dünyada ve özellikle ülkemizde meydana gelen hiçbir olay tesadüfi değildir.

Zamanlama Manidarlığı ve Küresel Konjonktür

Hafızalarımızı bir hafta geriye saralım. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden Siyonist rejimin soykırım politikalarını, katliamlarını en yüksek perdeden yüzlerine çarptığı, salonda diplomatik bir deprem yarattığı o günleri hatırlayalım. İşte tam da o anlarda, Türkiye’nin iç siyasetini sallayan bu fon skandalı patlak verdi.

Peki, bu zamanlama bir tesadüf müdür? Diplomasi, istihbarat ve psikolojik harp tecrübesi olan hiç kimse buna "tesadüf" diyemez. Bu skandal tam da şu kritik eşiklere denk gelmektedir:

İsrail’in uluslararası meşruiyetini tamamen yitirdiği, BM salonlarında yalnızlığa mahkûm olduğu ve Türkiye’yi açıkça hedef tahtasına koyduğu bir dönemde,

Netanyahu yönetiminin iç siyasetteki sıkışmışlığını aşmak ve seçimi ertelemek/tırmanmayı hızlandırmak için yeni bahaneler aradığı bir süreçte,

Yunanistan’ın sağda solda boyundan büyük laflar ederek Türkiye’ye karşı adeta bir seferberlik psikolojisi pompalamaya çalıştığı hassas bir aralıkta,

Türkiye’nin "Terörsüz Türkiye" hedefiyle milli birliğin ve huzurun tesis edildiği, içerideki en büyük prangalarından kurtulduğu; komşu ülkelerde de (Suriye, Irak ) kendi ülke otoriteleri vasıtasıyla PKK’nın uzantılarının etkisizleştirildiği bir zemin yakaladığı anda patlatılmıştır.

Burada mesele asla isimler veya kişilerin hukuki mesuliyeti değildir. Hukuk önünde kim suçluysa, devletin ve milletin emanetine halel getirdiyse en ağır cezayı almalıdır. Bu ayrı bir hukuki ve vicdani konudur. Ancak bizim asıl odaklanmamız gereken husus; bu fon tartışmasının, Türkiye’nin iç huzurunu aşındırmak, iktidarı yıpratmak ve dışarıdan örülmek istenen kuşatma........

© Milat