Sanayi Üretemezse Türkiye Kazanamaz: Faiz, Finansman Maliyeti ve Reel Sektörün Ayakta Kalma Mücadelesi
Bir sanayici veya tüccar düşünün…
Otuz yıllık fabrikası/işletmesi var, üç yüz kişi çalıştırıyor, ürettiğinin yarısını ihraç ediyor. Konjoktürel olarak brüt ortalama yüzde 8 kar oranıyla satış yapıyor. Ki, sadece alım-satım yapan işletmelerde bu oran yüzde 3’lere kadar düşüyor.
Bankaya gidiyor; işletme sermayesi için kredi istiyor. Bankanın söylediği faiz ortalama yüzde 43,5.
Üzerine yüzde 5 BSMV, dosya masrafı, komisyon, ekspertiz, bir de "şu ürünü de alırsanız" dayatması… Kapıdan çıkarken maliyet yüzde 50’yi bulmuş oluyor.
Şimdi aynı sanayicinin öbür cebine bakalım. Ürettiği malın fiyatını ne kadar artırabiliyor? Üretici enflasyonu Haziran itibarıyla yıllık yüzde 28. Yani yüzde 50 ile borçlanacak, yıllık olarak yüzde 28 zam yapabildiği malı satacak ve aradaki farkı ortalama yüzde 8 (tüccarlarda yüzde 3) brüt kâr marjıyla kapatacak.
Hesap ortada: bu denklemin çıkışı yok. Bu artık kredi değil; “işletmenin öz kaynağını sessizce boşaltan bir mekanizma” demektir.
Rakamlar da bunu söylüyor…
İstanbul Sanayi Odası’nın İkinci 500 araştırmasına göre orta boy sanayicinin finansman giderleri, faaliyet kârının yüzde 86,7’sine ulaşmış durumda.
Türkçesi şu: fabrikanın/işletmenin kazandığı her 100 liranın 87 lirası bankaya ve finansman masraflarına gidiyor. Son on yıllık ortalama yüzde 47 idi; neredeyse ikiye katlanmış durumda.
Sonuç; işletmelerin faaliyetlerini sürdürememesi. 2025’te 6.361 konkordato kararı ki, bu bir yıl öncesine göre yüzde 82 artış demek oluyor. 2026’nın daha........
