menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aşıkların Yalnızlığı

11 0
18.05.2026

İran’da bir hurdacı arabasının arkasına şöyle yazmış:

“Hurda satın almak benim bahanemdir; bu şehri sokak, sokak seni bulmak için geziyorum.”

Ne kadar dokunaklı… İnsanın bir şehri sokak, sokak gezeceği bir aşkı olması. Aşk öyle temiz bir duygudur ki her kalbe girmez.

Bir an, bir söz, bir duruş, bir gülüş; bir âşığı ölene kadar tutsak eder. Âşık nereye gitse kurtulamaz. Kulaklarından sesi, gözlerinden yüzü silinmez bir ömür boyu.

“Sen bir kere güldün, ben bir ömür hayal ettim.”

Bu, bir âşığın bir ömür uyanıkken gördüğü bir rüya gibidir.

“Sevmek, güzel birinde aşkı aramak değil; o kişide, bilmediğin bir zamanda, beklenmedik bir anda kendini bulmaktır,” demiş Dostoyevski.

Bu söz bana İbn-i Hazm’ı hatırlattı. Aşkı en iyi anlatan ve Güvercin Gerdanlığı eseriyle batı edebiyatını derinden etkilemiş olan İbn-i Hazm’a göre aşk, insana ölümsüzlüğü tattırır.

Ve aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir, der. Ben bunun muhteşem bir tespit olduğunu düşünüyorum. Ruhun eksik kısmına olan talep ve bir olma çabası…

Platon’a göre ise aşk, fiziksel çekicilikten öte, ruhsal bir bağlantıyı ifade eder. İnsanın ruhunun ideal olanı arama çabasıdır. Bu söz, parçaların aşkın ve ideal olan birliğe doğru karşı konulmaz bir cezbe ile kapılmaları şeklinde anlaşılıyor.

Bilinçaltı nasıl çalışır bilinmez ama âşıktaki etkisi çok güçlüdür. Âşık, kendini bir uçurum kenarında, parmaklarının ucunda kalakalmış hisseder.

Ömer Lütfi Mete, yazılmış en güzel aşk şiirlerinden biri olan Gülce’de sanki şiir değil, resim çizmiştir:

“Uçurumun kenarındayım Hızır,

Bir gamzelik rüzgâr yetecek.

Ha itti beni, ha itecek.”

Bu öyle bir........

© Merhaba Haber