menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taner Akçam yazdı | MHP raporu ve Cumhuriyetin kurucu kodları

48 13
17.02.2026

Son güncelleme: 17 Şubat 2026 -

Taner Akçam yazdı | MHP raporu ve Cumhuriyetin kurucu kodları

Parlamento Komisyonu ortak raporunun ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıkarken, MHP’nin ön hazırlık raporu üzerinde özel olarak durmak gerekiyor. Rapor, hem hazırlanan raporlar içinde en uzunu (benim elimdeki Word belgesi tam 144 sayfa) hem de sürece öncülük eden bir parti tarafından yazıldığı için çok önemli.

Sürecin ruhuna ilişkin bilgileri doğrudan rapordan öğrenmek mümkün.

Rapor ve kurucu kodlar

Raporun en kilit tartışma noktalarından birisi “Cumhuriyetin Kurucu Kodları” konusu. MHP bu kodlarla oynanmasına asla sessiz kalmayacağını söylüyor. Tartışmayı “ihanet” sayıyor ve ısrarcılarını “hain” ilan ediyor.

MHP’nin “Cumhuriyetin Kurucu Kodları” tartışması yeni değil. 2000 yılından bu yana, “kurucu kodlar” konusu çeşitli vesilelerle gündeme getirildi ve daha o yıllarda 2023 seçimlerine bu misyonla hazırlandıklarını söylediler.

2023 ve sonrası tartışmalara ‘Kurucu Kodlar ve Kurucu Misyon’ konusunun damgasını vuracağını ben de birçok yazımda dile getirdim. Eğer gerekli fikri hazırlığı yapmazsa, muhalefetin seçimleri ve sonrası süreci kaybedeceğini iddia ettim. (Sadece bir örnek olarak 24 Haziran 2000’de yazdığım yazıya bakılabilir.)

Bu nedenle, MHP Raporunda Cumhuriyet’in Kurucu Kodları sorununun ağırlıklı yer alması tesadüf olmadı. Sadece içindekiler bölümüne bakmak bile konuya verilen önemi bize gösterir: “3.5. Kurucu Kodlar Sorun mu? 3.5.1. Kurucu Kodlarımız Demokrasi ve Hukuk Devleti Önünde Engel mi? 3.5.2. Kurucu Kodlarımız inkâr ve asimilasyon politikası üzerine mi kuruludur? 3.5.3. Kurucu Kodlarımız Kürtleri ve Diğer Etnik Kimlikleri ve Gerçeklikleri İnkâr mı Ediyor? 2.1. Kurucu Kodlarımızda Bir Sorun Yoktur.”

Ve Raporun dili çok açıktır; “Türkiye’nin kurucu kodlarında… sorun bulunmamaktadır”; Türkiye Cumhuriyeti’nin birikimleri, Cumhuriyetimizin esasları tartışma konusu yapılamaz.”

Raporda yer tutan bir diğer ağırlıklı konu Tanzimat’tır. MHP raporuna göre, Kürt açılımını Tanzimat ile ilişkilendirmek, konuyu doğrudan Kurucu Kodlar konusuyla bağlamak anlamına gelmektedir ve bu kötü niyetli bir adımdır.

Raporun, “Sorunun Geçmişi” adlı bölümde şunlar yazılı: “meseleyi tartışırken bazıları… Tanzimat’tan başlatıp buna asırlık sorun demeyi tercih etmektedir. Sadece akademik bir tartışma olsa üzerinde durulmayacak bu karmaşa der geçeriz. Sorun asırlık bir sorun olarak kabul edildiği takdirde; meseleyi Cumhuriyetin kuruluşuna ve dolayısıyla kurucu değerlerimize veya Tanzimat sonrasında başlayan Milli devlet inşa sürecine dayanması gerekir.”

Rapora göre, işte bu kabul edilebilecek şeyler değildir ve MHP, “bu iddialar(ı) sorunun çözümünden ziyade Milli devleti ve cumhuriyetin kurucu kodlarını tartışmaya açmaya dönük olarak devletin temellerini sarsmak isteyen kötü niyetli hain bir arayışın ve siyasi tuzağın tezahürü olarak” görmektedir.

Ve MHP, “Lozan antlaşması ve 1924 Anayasası öncesini tartışarak süreci sabote etmeye çalışanlara müsamaha” göstermeyecektir. Çünkü, “böyle bir tartışmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.”

Bildiğim kadarıyla, açılım sürecini ‘Kuruluş Kodları’ ve Tanzimat ile ilişkilendirerek tartışan benden başka kimse olmadı ama konu bu kadarla da sınırlı değildi. Raporun, “2.1. Sorun Bir Terör ve Tedhiş Sorunudur” bölümü aynen şu cümle ile başlar, “Türkiye’de yaşanan sorun ırkçı ayırımcı Apartheid bir devlet ve onun karşısında yer alan mazlum, mağdur ve sivil halklar sorunu değildir.”

1918-1938 döneminde inşa edilen rejimin, bir Apartheid rejimi olduğunu en açık ifadelerle yazan ben oldum. Apartheid, ilgili kitabımın da başlığı idi. Açık ki Rapor doğrudan benim görüşlerimi hedef alarak eleştirmekteydi.

Görüşlerimizi elbette eleştirilmesi için kaleme alıyoruz.

Benim Kürt açılımını, Tanzimat’a bağlamam; Kürt meselesinin Cumhuriyetin kurucu kodlarıyla doğrundan bağlantılı olduğunu ve bu kodların tartışmaya açılması gerektiğini savunmam ve bu kodlara dayanarak, 1918-1938 arasında bir Apartheid rejimi kurulduğunu ileri sürmem şüphesiz mutlak hakikatler değil tartışmaya açık tespitlerdir.

İddiam, AKP ve MHP’nin de aksi yöndeki tüm iddialarına rağmen, Cumhuriyet’in temel kodlarını benim gibi tartışmaya açtıkları ve kuruluş kodlarını yeniden tanımlamanın gerektiğine inanmakta olduklarıdır.

Bahçeli’nin Türk-Kürt kardeşliği yeni koddur

Kürt meselesinin esası, Kürtler ve Türkler arasında hukuki eşitliğin sağlanmamış olmasıdır. Kürt açılımını yapan iki ana aktör AKP ve MHP her ne kadar tüm ‘Terör Sorunu’ olarak koysa da onlar da biliyorlar ki Kürtler ve Türkler arasında hukuki eşitlik yoktur ve bu doğrultuda adımlar atılması şarttır.

Nitekim MHP raporu bunu açıkça itiraf etmektedir. Raporun, 3.2. Osmanlı Kimliği bölümünde, Cumhuriyet’in kuruluşu ve takip eden yıllarda eşit vatandaşlığın tesis edilemediği kabul ediliyor ve bu “demokrasinin işleyişinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için elzem olan yurttaşlık bilincinin ve demokrasiyi tam manasıyla içselleştirmiş bir siyasî kültürün noksanlığı” ile açıklanıyor. Rapor bu nedenle, vatandaşların “siyasî karar alma süreçlerine katılım mekanizmaları(nın) geçici bir süre için âtıl kalmış” olduğunu kabul ediyor.

Rapora göre eksiklik, “Yurttaşlık kültürü, demokrasi bilgisine ve tecrübesine sahip … bu bilgi ve tecrübeden uzak kitlelerin” varlığıdır. Ve “sorunların kökeninde kurucu kodlar değil uygulama yanlışlıkları” yatmaktadır.

Oysa meselenin sadece ‘yurttaşlık kültürü eksikliği’ veya ‘uygulama yanlışlıkları’ ile ilgili olmadığı ve yapısal olduğu bizzat Bahçeli tarafından çeşitli konuşma ve yazılarda açık olarak ilan edilmişti.

Örneğin onun 31 Mart 2005’te Türkgün gazetesinde, ‘Yeni Bir Türkiye için Çağrı’ başlığı ile yayımladığı yazı ve bu yazıdaki ‘Geleceği Birlikte İnşa Edelim’ çağrısı çok açık yeni bir Kürt Türk birlikteliğine işaret etmekteydi.

Bahçeli bu yazıda ‘Türk Vatandaşı’ ifadesine hiç yer vermiyor aksine –“Herkes eşittir Türkiye” sloganı ile tüm kesimleri “Türkiye’nin kutlu geleceğini hep birlikte inşa etmeye” çağırıyordu.

Nitekim AKP de bu yapısal değişim zorunluluğunu anlamış ve kendi raporunda tek bir kere bile Anayasanın temel kuruluş kodu olan “Türk Vatandaşlığı” ifadesine yer vermemiş aksine beş defa “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” ifadesi kullanmıştır.

Kurucu kodlar tartışmaya açılmalıdır

MHP çevreleri, elbette başlattıkları Açılım sürecinin Cumhuriyetin Kurucu Kodlarını tartışmaya açmak anlamına gelmediğini söyleme özgürlüğüne sahiptirler. Ama bizlerin de “Hayır,” “sizler de sorunu kurucu kodlarda görüyorsunuz ama utangaçsınız”, deme özgürlüğümüz olmalı.

Nitekim Rapor da “Nasıl ki tüm toplumu hiçbir parti ve düşünce tek başına temsil etme hakkına sahip değilse, nasıl ki her toplumda farklı yapı ve düşüncelerin var olma ve kendini ifade etme hakkı varsa” denerek Cumhuriyetin Kuruluş Kodları konusunda farklı fikirlerin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir.

Ama gerek Rapor ve gerekse Bahçeli çeşitli demeçlerinde Kurucu Kodları tartışmaya açmayı “ihanet” saymakta ve açanları da “hain olarak tanımlamaktadır.

O halde “Terör bitebilir” ama “söze ciddi yasaklar getirilecektir,” diyebiliriz.

Bu nedenle, geçen yazımda sözünü ettiğim ve dikkatten kaçan, Arat Dink ve Sarkis Seropyan hakkında verilen cezanın gerekçeli kararından bazı cümleleri mutlaka orijinalinden aktarmam gerekir.

Hangi “Söz” koruma altına alınamaz

Konu Soykırım kavramının koruma altına ‘düşünce özgürlüğü’ kapsamında ele alınıp alınmayacağıdır.........

© Medyascope