menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakın savaşın da barışın da kazananları aynı olmasın?

33 0
13.07.2025

Hiç şüphesiz “silahların susması”nı bir ilerleme olarak selamlayabiliriz. Ancak, her meselenin özü içeriğin niteliğinde gizlidir. Öyle ki, yaygın kanaatin aksine, çatışma ile çatışmasızlık, savaş ile barış birbirinin mutlak karşıtı değildir; hatta çoğu kez bu kavramlar birbirini tamamlar. Çatışmanın nasıl bir bağlamda ve hangi dinamiklerle şekillendiği kadar, çatışmanın nasıl sonlandığı ya da barışın hangi koşullarda ve ne tür bir siyasi projeyle inşa edildiği de hayati önem taşır.

Peki, bizim önümüze koyulan projenin adı ne? İktidara göre “Terörsüz Türkiye”, DEM’e göre “barış”, MHP’ye göre ara ara “barış” ara ara “Terörsüz Türkiye”… Bu durum bana Vizontele’deki meşhur şampuan şakasını hatırlatıyor. Hatırlarsınız, Belediye Başkanı, kelliğinden dertli Sezgin’e saç dökülmesine karşı yeni bir şampuan çıktığını ifade ediyor ve Sezgin nasıl bir şey olduğunu sorduğu anda da o meşhur cevabı yapıştırıyordu:

“K*çına sürüyormuşsun, oradakileri döküp kafada çıkarıyormuş. Kıvırcık mıvırcık idare edeceksin artık.”

Bize aslında henüz içeriğe bile gelmeden, sürecin isminden başlayarak tam böyle bir şey dayatılıyor: “Muhtevasını boş verin, kıvırcık mıvırcık idare edin artık…” Öyle ki dün savaşın ne kadar kutsal bir şey olduğunu dinlediğimiz insanlardan (aynı insanlardan) bugün ise barışın ne kadar kutsal bir şey olduğunu dinliyoruz, değil mi? Bu insanlar deli olmadıklarına göre onları bu manevralardaki esnekliğe yönlendirecek bir motivasyonları olmalı öyle değil mi? İşte bu noktada Foucault’ya başvurmamız gerekir. Ona göre, söylemleri şekillendiren güç ilişkileridir ve elitler ile onların etrafında kümelenenler çıkarlarını sürdürmek için farklı anlatıları veya ideolojileri araçsallaştırabilirler.

Peki, o halde düne kadar ne olursa olsun savaşı kutsayan bu insanların şimdi ise barışı içeriğinden bağımsız olarak yeni bir tartışılmaz ahlaki kavrama dönüştürmelerinden edindikleri kâr nedir ya da bu dönüşüm neden gerçekleşmiştir? Aslında Erdoğan’ın dünkü konuşmasında bunun izleri vardı. Özellikle Türk, Kürt, Arap halklarının İslam çatısı altında birleştirilme iddiası bu açıdan çok şey söylüyordu. Yine bununla paralel biçimde sınırları aşarak Irak ve Suriye’deki Kürtlerin meselesinin de Türkiye’nin meselesi olduğunu ifade etmesi düşündürücüydü. Düşündürücüydü çünkü bu iki ifadenin toplamı laik ulus-devletin sınırlarını aşmak demekti.

İşte elitlerin ve koalisyonlarının savaştan barışa kıvrak dönüşlerinin sebebini anlayabilmek için bam teli de burası: Türkiye, bir taraftan ekonomik ve siyasal büyüme hedeflerini sürdürürken, diğer taraftan yeni katılacak etki alanlarıyla federatif ve çok uluslu bir yönetim modeline geçiş arayışında. Bu vizyon, yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel ajandasıyla sınırlı değil; aksine, iktidar koalisyonunun ortak iradesiyle şekilleniyor. Ordu bu dönüşümü destekliyor, sermaye kesimleri de bu yeni yapının -elbette- arkasında. Trump’ın Ortadoğu’yu ticarileştirme iddiası da Suriye’nin yeniden inşa süreci de iktidara yakın sermayenin ağzını sulandırıyor. Bu, iktidarın Türkiye’yi seçimsizleştirme sürecinde de ona rejimi finanse edebileceği........

© Medyascope