menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı – Mehtap Ceyran Anlattı | Dönüş

22 0
08.06.2026

Son güncelleme: 8 Haziran 2026 -

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı – Mehtap Ceyran Anlattı | Dönüş

8 Haziran 2026 Pazartesi

İSTANBUL (Medyascope) – Zeytin Dalı’nın bu bölümünde Müge İplikçi’nin konuğu yazar Mehtap Ceyran “Dönüş” romanını değerlendirdi. Ceyran, Pero’nun hikâyesi üzerinden aidiyetsizliği, baba-kız ilişkilerinin açtığı yaraları, unutma ile hatırlama arasındaki gerilimi ve insanın kendine dönüş arayışını anlattı.

Yazar Mehtap Ceyran, kısa süre önce yayımlanan yeni romanı Dönüş üzerine konuştu. Romanını özellikle bir baba-kız hikâyesi olarak tanımlayan Ceyran, başkahraman Pero’nun hapisten çıktıktan sonra babasıyla yüzleşme, onu anlama ve onunla hesaplaşma çabasını merkeze aldığını söyledi. Ceyran, bu hesaplaşmanın aynı zamanda Pero’nun kendi geçmişiyle, Türkiye’nin yakın tarihiyle ve Kürt meselesiyle yüzleşmesini de içerdiğini ifade etti.

“Kişisel tarihimden fazlasıyla beslenmiş bir roman”

Batman’da doğan ve politik nedenlerle 1994 yılında tutuklanarak 10 yıl cezaevinde kalan Ceyran, romanın ana karakteri Pero ile arasındaki benzerliklere dikkat çekerek, eserin kendi kişisel tarihinden önemli ölçüde beslendiğini söyledi.  

Romanın otobiyografik yönleri bulunduğunu ifade eden Ceyran, “Romanı okuyan anlıyor bu hikâyenin nereden geldiğini. Fakat yine de bu bir roman. Esas kaygısı edebiyatın içinde yerini bulmak olan bir roman. Benim kişisel tarihimden fazlasıyla beslenmiş bir roman” diye konuştu.

Romanın aynı zamanda bir “dönüşler romanı” olduğunu belirten Ceyran, “Bu sadece fiziki bir dönüş hikâyesi değil. Çocuklukta gönderildiği evlerden dönüş, memlekete dönüş ve kendine dönüş hikâyesi. Romanın temel meselelerinden biri de ‘Ev neresidir? Biz eve dönebilir miyiz?’ sorusu. Karakter için ev aslında çocukluğudur” dedi.  

Ev ve yuva kavramlarını sorguladığını ifade eden yazar sözlerine şöyle devam etti:

“Yuva kavramını tersinden tartışıyorum. Yatılı okullara, hastanelere, hapishanelere de yuva deniyor. Bunlar sistemin kendini yeniden ürettiği yerler. Aile kurumu da sistemin gücünü en fazla aktardığı kurumdur. En büyük fiziksel ve psikolojik şiddet çoğu zaman burada başlar” 

Kitap tanıtım bülteni

“Saklayamadığın yaraya akbabalar konar,” diyordu.

Hapishanede on yılını geçiren “Pero” nihayet tahliye edilmesiyle memleketine dönmektedir. Dönüş yolunda hayatının muhasebesini babasıyla hesaplaşması üzerinden yapar. Baba-kız hesaplaşması gölgesinde

sistemi, gücü elinde tutanların her fırsatta kullandığı şiddeti açık eder. Mehtap Ceyran, dışarıda toplum baskısını, içeride cezaevi koşullarını, şiddetin toplum içinde sıradanlaştırılarak sistemi nasıl acımasızca yeniden ürettiğini anlatan; çok dokunaklı, çok içeriden ve çok cesur bir metin ortaya koyuyor. Peki bunca söz hep içeride, hep içinde mi kalacaktır yoksa Pero bunları babasına söyleyebilecek midir?

Bu sürükleyici anlatı, bir hayatta kalma, anlama ve anlatma çabasını “ötekinin de ötekisi” üzerinden resmediyor. 

Ev ise “yuvalara” ve kabuklara ayırdığım iki bölümden oluşuyordu. “Yuvalar” yaşamak zorunda kaldığım yabancı evlerdi, kabuklar kendimi korumak için giyindiğim kamuflajlar. Ev “yuvalarla” kabuklar arasında ona istediğim anlamı yükleyebileceğim bir boşluktu; içinde savrulup durduğum, kendimi ve yerimi bulamadığım bir boşluk. Boşluk çoğu şeyi içine hapseder; bıçaklar, yaralar, uçurumlar. Ve o güne kadarki hayatımın bir uçurum kenarında geçtiği gerçeği. Durmadan dibini bulduğum ve yeniden tırmandığım bir uçurum.

kitap haberleri ve kitap eleştirileri

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Eksik Olan (334) – Türkiye’de gerçek noir roman: “Tazı Gölgenin Rengi”

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı  –  Filiz Aygündüz anlattı | Nisa: Yaralandığı yerden iyileşen kadınların romanı

Eksik Olan (333): OKB, depresyon ve modern insan | Hakan Türkçapar anlatıyor

Müge İplikçi / Diğer içerikleri

Müge İplikçi yazdı: Sakinler Apartmanı’nda değişim mevsimi

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı  –  Filiz Aygündüz anlattı | Nisa: Yaralandığı yerden iyileşen kadınların romanı

Müge İplikçi yazdı: “Etkin” pişman

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı – Begüm Egeli Bursalıgil anlattı: “Rosa Damascena”

Müge İplikçi yazdı: “Sakın kimseye bir şey anlatmayın”

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı – Hande Ortaç anlattı: “Sus”

Haftanın en popüler içerikleri

Amedspor yönetimine seçilen Narin Nadirova ilk kez konuştu: “Amedspor milyonlarca Kürdün guru duyduğu bir takım”

Ruşen Çakır yorumladı: Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?

Kızılcık Şerbeti’nde bir devir sona erdi, Sönmez diziye veda etti

Özgür Özel: “İmamoğlu’na ‘Bir olup Özel’i indirelim’ dediler, genel başkanlık teklif ettiler”

Gökhan Bacık yazdı: Özel’in avucundaki tarihi fırsat

Ruşen Çakır yorumladı: Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?

Tarık Çelenk yazdı: Yeni bir parti?

Önder........

© Medyascope