menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yönetmen Seyfettin Tokmak ile söyleşi: “Bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım”

30 0
25.02.2026

Son güncelleme: 25 Şubat 2026 -

Yönetmen Seyfettin Tokmak ile söyleşi: “Bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım”

25 Şubat 2026 Çarşamba

Seyfettin Tokmak’ın yazıp yönettiği “Tavşan İmparatorluğu” filmi geride bıraktığımız yılda hem Antalya Altın Portakal hem Ankara Film Festivali’nde en iyi film ödül başta olmak üzere sayısız ödül topladı. 6 Mart’ta vizyona girecek olan filmle ilgili yönetmen Seyfettin Tokmak ile film hakkında konuştuk. Mağara, ışıklar, gölgeler, sis ve insan suskunluğu arasında bir direnç hikayesi anlatan Tokmak, yetişkin dünyasına dair de gözlemlerini aktarıyor. Tokmak, “Bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım” diyor. 

Seyfettin Tokmak’ın çok iyi bildiği Elazığ coğrafyasında çocuklara ve hayvanlara dair güçlü imgelerle kurduğu gerçekçi çalışmasının ayrıntılarını sorduk. Sözü yönetmen ve senarist Seyfettin Tokmak’a bırakıyoruz. 

Öncelikle 2025 yılında Türkiye’nin en köklü film festivali olan Altın Portakal’da ve entelektüel yanıyla öne çıkan Ankara Film Festivali’nde filminiz büyük başarı elde etti. Siz bu başarı karşısında ne hissediyorsunuz?

Filmin aldığı ödüller dolayısıyla yaşadığım gururu tarif etmem çok zor. Çok kıymetli jüri üyelerinin filmimize gösterdiği ilgi alaka verdiğimiz emeğin, çekilen sayısız sıkıntının ilacı gibi oldu. Bir yönetmen, senarist olarak duygularının peşinde koştuğun hikayeleri film yapmak artık gerçekten çok zor ve koşulları giderek zorlaşıyor. Ödüller film yapma tutkusunu harlayan da bir durum. Ekip olarak çok mutlu olduğumuz bir süreç oldu.

Filmin aldığı ödüller dolayısıyla yaşadığım gururu tarif etmem çok zor. Çok kıymetli jüri üyelerinin filmimize gösterdiği ilgi alaka verdiğimiz emeğin, çekilen sayısız sıkıntının ilacı gibi oldu. Bir yönetmen, senarist olarak duygularının peşinde koştuğun hikayeleri film yapmak artık gerçekten çok zor ve koşulları giderek zorlaşıyor. Ödüller film yapma tutkusunu harlayan da bir durum. Ekip olarak çok mutlu olduğumuz bir süreç oldu.

İlk sorumdan devamla, “Tavşan İmparatorluğu” filmi bu başarısına koşut olarak tartışıldı mı? Basın ve sinema dünyası bu filmi ne kadar gördü?

Filmin yarattığı etkiden, insanlarda hissettirdiklerinden çok mutluyum. Basın ve sinema dünyası ölçeğinde değerlendirme yapmam çok güç. Fakat filmin anlaşıldığı, ne yapmak istediğimin görüldüğü duyulduğu yazılar okuyup, röportajlar yaptım. Popüler bir film yapmadığımı zaten bildiğim için etki yaratmasının da zaman alacağını düşünüyorum. Kaotik bir dönemdeyiz, bu dönemlerde bu biçimdeki işler kulaktan kulağa yayılır. Yaşayıp göreceğiz.

Filmin yarattığı etkiden, insanlarda hissettirdiklerinden çok mutluyum. Basın ve sinema dünyası ölçeğinde değerlendirme yapmam çok güç. Fakat filmin anlaşıldığı, ne yapmak istediğimin görüldüğü duyulduğu yazılar okuyup, röportajlar yaptım. Popüler bir film yapmadığımı zaten bildiğim için etki yaratmasının da zaman alacağını düşünüyorum. Kaotik bir dönemdeyiz, bu dönemlerde bu biçimdeki işler kulaktan kulağa yayılır. Yaşayıp göreceğiz.

Çocukluğun arkeolojisi

Filmi biraz tartışalım… Sizin Elazığlı olduğunuzu biliyoruz. Filmde Elazığ coğrafyasını tercih ediyorsunuz. Bu filminiz için “eve dönüş” ya da “geriye bakma” filmi diyebilir miyiz, yoksa daha erken mi?

Benim açımdan kazma küreği elime alıp geriye döndüğüm bir film. Çocukluk çağı insan hayatı için çok kritik bir dönem, dünyayı, insanları perdesiz görebildiğin bir zaman dilimi. Ben hikayeyi kurmaya başladığım andan itibaren hep kendi çocukluğumu kazdım, filmin mekanı olarak Elazığ’ı seçmekten başka şansım yok gibiydi. Her şey sanki Murathan Mungan’ın şiiri gibi “Ya dışındasındır çemberin, Ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa. Çaresi yok kardeşim”, bu filmi orada çekeceksin durumu. En güzel şansım ise filmde yaratmaya çalıştığım zamansız-mekansız dünyanın Elazığ’da var olmasıydı. 

Benim açımdan kazma küreği elime alıp geriye döndüğüm bir film. Çocukluk çağı insan hayatı için çok kritik bir dönem, dünyayı, insanları perdesiz görebildiğin bir zaman dilimi. Ben hikayeyi kurmaya başladığım andan itibaren hep kendi çocukluğumu kazdım, filmin mekanı olarak Elazığ’ı seçmekten başka şansım yok gibiydi. Her şey sanki Murathan Mungan’ın şiiri gibi “Ya dışındasındır çemberin, Ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa. Çaresi yok kardeşim”, bu filmi orada çekeceksin durumu. En güzel şansım ise filmde yaratmaya çalıştığım zamansız-mekansız dünyanın Elazığ’da var olmasıydı. 

“Tavşan İmparatorluğu”nda çocuklar ve hayvanlar sadece oyunculuk ve görünme anlamında değil, filmin yaratıcısının mesajını taşıma açısından da “kahraman”dırlar. Yetişkinlerin eril dünyasının kötülüğünü ise fazlasıyla hissediyoruz. Yetişkin dünyasından birini iyiliğiyle pek de öne çıkarmamanızdaki amaç neydi?

Çocuklar ve hayvanlar filmin en önemli karakterleri, bütün hikayeyi onların yaşadıkları üzerine kurdum. Benim bu yetişkinlerin kötülüğü meselesini çocuklarla yaptığım çalışmalarda hissettiklerim yarattı sanırım. Göçmen çocuklarla, yetiştirme yurdunda yaptığım belgeselde, Çocuk cezaevinde verdiğim derslerde hep yetişkinlerin yarattığı yıkımla karşılaştım. Ön yargılar geliştirmiş olabilirim. Ama o çocuklardaki travmaların hepsinin kaynağı aileleri veya çevrelerindeki yetişkinlerdi. Özellikle erkek yetişkinlerin yaşayamadıkları çocuklukların acısını çocuklardan çıkardıklarını gördüm. Yetişkinlerde çocuklara dair dinmez bir haset var. Çocuklardaki hayale, umuda haset ediyorlar. Bütün yetişkinlerin bu şekilde baktığını söyleyemem.  Ama bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım.  

Çocuklar ve hayvanlar filmin en önemli karakterleri, bütün hikayeyi onların yaşadıkları üzerine kurdum. Benim bu yetişkinlerin kötülüğü meselesini çocuklarla yaptığım çalışmalarda hissettiklerim yarattı sanırım. Göçmen çocuklarla, yetiştirme yurdunda yaptığım belgeselde, Çocuk cezaevinde verdiğim derslerde hep yetişkinlerin yarattığı yıkımla karşılaştım. Ön yargılar geliştirmiş olabilirim. Ama o çocuklardaki travmaların hepsinin kaynağı aileleri veya çevrelerindeki yetişkinlerdi. Özellikle erkek yetişkinlerin yaşayamadıkları çocuklukların acısını çocuklardan çıkardıklarını gördüm. Yetişkinlerde çocuklara dair dinmez bir haset var. Çocuklardaki hayale, umuda haset ediyorlar. Bütün yetişkinlerin bu şekilde baktığını söyleyemem.  Ama bir taraf tutacaksam çocukların tarafındayım.  

Canetti’nin ilham veren cümlesi

İnsanların hayvanlar üzerinde kurduğu egemenlik ve sömürü hem politik hem felsefi olarak sık sık gündeme geliyor. Filminizde “Tavşan kaç tazı tut” deyimini hatırlatırcasına tavşanların salınıp tazıların onları yakalaması için yarıştırıldığını görüyoruz. Bu yarışa dair anlattıklarınızın gözlem sürecini ve biraz da metaforik yönünü anlatır mısınız?

Filmi yazarken aklımdaki düşüncelerden biri yetişkinlerin çocukların, hayvanların dünyasına nasıl saldırılar gerçekleştirdiğiydi. Çocukları tavşanlar aracığıyla anlatmak istedim. Tavşanların tabiattaki en savunmasız hayvanlar olduğunu bilince, evrimsel olarak kaçmaktan ve çoğalmaktan başka bir savunmaları yok yırtıcıların dünyasında. O yüzden tavşanları seçmem anlatmak istediklerim için metaforik olarak çok derin bir imkan sunuyordu. Bir diğer ayrıntıda Elias Canetti’nin “Hayvanlar Üzerine” adlı kitabında karşılaştığım hayvanlar ve çocukların yaşadıklarını anlattığı cümleler oldu. Canetti’nin “Kaçmayan her şey yakalanır, yakalanan her şey parçalanır” cümlesi. Tazı tavşan yarışlarına beni götüren fikir buydu sanırım. Hayatımda hiç görmedim böyle bir yarış, ama kurmaca dünyasına girince filmin iç dünyasını yaratacak sahneler geliştirmek zor olmuyor. Yarışlar aracılığıyla erkek dünyasını en acımasız haliyle anlatabileceğimi fark ettim. Yarışlar aracılığıyla Beko’yu, Muzaffer’i çok iyi tanıyoruz, diğer taraftan Musa’nın hayatla kurduğu ilişkiyi, motivasyonunu anlatmak içinde önemli bir işlevi var. Sahneleri kurarken erkeklerin en primitif hallerini görmek için yarışlara bakmam gerektiğini biliyordum. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('inline_ad'); });

Filmi yazarken aklımdaki düşüncelerden biri yetişkinlerin çocukların, hayvanların dünyasına nasıl saldırılar gerçekleştirdiğiydi. Çocukları tavşanlar aracığıyla anlatmak istedim. Tavşanların tabiattaki en savunmasız hayvanlar olduğunu bilince, evrimsel olarak kaçmaktan ve çoğalmaktan başka bir savunmaları yok yırtıcıların dünyasında. O yüzden tavşanları seçmem anlatmak istediklerim için metaforik olarak çok derin bir imkan sunuyordu. Bir diğer ayrıntıda Elias Canetti’nin “Hayvanlar Üzerine” adlı kitabında karşılaştığım hayvanlar ve çocukların yaşadıklarını anlattığı cümleler oldu. Canetti’nin “Kaçmayan her şey yakalanır, yakalanan her şey parçalanır” cümlesi. Tazı tavşan yarışlarına beni götüren fikir buydu sanırım. Hayatımda hiç görmedim böyle bir yarış, ama kurmaca dünyasına girince filmin iç dünyasını yaratacak sahneler geliştirmek zor olmuyor. Yarışlar aracılığıyla erkek dünyasını en acımasız haliyle anlatabileceğimi fark ettim. Yarışlar aracılığıyla Beko’yu, Muzaffer’i çok iyi tanıyoruz, diğer taraftan Musa’nın hayatla kurduğu ilişkiyi, motivasyonunu anlatmak içinde önemli bir işlevi var. Sahneleri kurarken erkeklerin en primitif hallerini görmek için yarışlara bakmam gerektiğini biliyordum.

Filmde ilham verici çokça sahne olduğunu söylememe izin verin. En çok da mağara ve ışıklar. Işıklar ve renkler konusunda bize neler söylemek istersiniz?

Çocukken benim hayal dünyamı besleyen küçük ayrıntılar vardı; kışın yattığımız odadaki sobanın içindeki alevlerin tavanda yarattığı yansımalar, uyuyamadığım zamanlarda yoldan geçen arabaların tavanda yarattığı ışık geçişleri… Bu durumları senaryoyu yazarken Musa’yı yaşadığı derin melankoliden kurtarmak için kullandım. Sonrasında bu ışık parçacıklarını filmde nasıl bir bütün haline getiririmi düşünmeye başlayınca tazılardaki ışıklı ledler, evdeki sürekli yanan ocak ve mağaradaki camera obscura fikirleri gelişmeye başladı. Örneğin Musa’nın kullandığı el feneri ile Beko’nun kullandığı el feneri arasında bile farklı ışık değerleri var. Hayalet, kaçak Mavi karakterinin tasmasındaki mavi ışığın filmde anlatmaya çalıştığı meseleler var. Ama Musa ölçeğinden bakarsak ışıklar onun hayatta kalmasını sağlayan en önemli unsur. 

Çocukken benim hayal dünyamı besleyen küçük ayrıntılar vardı; kışın yattığımız odadaki sobanın içindeki........

© Medyascope