menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kenan Çamurcu yazdı: Filistin endüstrisi -1

13 0
26.01.2025

Filistin davasının bir hak mücadelesinden ziyade Ortadoğu’daki politik ikiyüzlülüğün ve propaganda mekanizmalarının aracı haline geldiğini eleştirdiği bu haftaki yazısında Kenan Çamurcu, Hamas ve diğer aktörlerin maddi çıkar ve güç uğruna Filistin halkını nasıl istismar ettiğini, antisemitizm ve ahlaki çelişkilerle birlikte tartışıyor.

Filistin konusunda solculara laf etmekten haya duyulması lazım. Onlar yanlış da olsa “Filistin davası” için sorumluluk hissedip ta oraya gittiler. Hem de elli, altmış sene öncesinin imkansızlıkları içinde, binbir güçlükle, büyük fedakarlık ve cesaretle. Canlarını verenler de oldu. Hatıraları yaşasın. Şahin (Alpay) abi, artık tarih olmuş o macerayı, yeni yayınlanan kitabı vesilesiyle Ruşen Çakır’a anlattı. Dava arkadaşı Cengiz Çandar’ın da olduğu bir sohbet ortamında kendisinden de dinlemiştim.

Solcuların can pahasına “Filistin”e savaşmaya gitmesi yanlıştı, çünkü “Filistin ulusu”nun mucidi Arafat, bu sayede akmaya başlayan bağışlar, Arap devletlerinin sağladığı fonlar, kara, kirli ve karanlık para kaynakları sayesinde cebini doldururken onlar beş kuruşsuz hayatlarından vazgeçtiler. Arafat öldüğünde, son dönem halefleri Heniye ve Meşal’inkine yakın, 1.3 milyar dolarlık serveti vardı. Bilinen bu. Gizli ortaklıklar, yatırımlar vs. hesaba katılırsa tam rakam belli değil. Paranın nerede ve kimde olduğu da. Filistin davası uğruna ölen genç solcuların ise hayata başlamaya bile fırsatları olmadı. Bu fedakarlık karşısında saygıyla diz çöküp anılarını takdir etmesi gereken mukaddesatçılar da o sırada onlara “anarşist” diyordu. Bu zamanın “terörist”ine karşılık gelen niteleme. Komünizmle mücadele balçığının tüm doğruluk dürüstlük nişanelerine sıvandığı zamanların cahilce hakaret cümlesi. Muhafazakarlık (mukaddesatçılık, politik mütedeyyinlik, İslamcılık) hâlâ aynı yerde, aynı hissiyat ve husumetle aynı fenalıklara devam ediyor.

Müslümanlığın Filistin davası tam anlamıyla Filistin endüstrisi. Antisemitik cerahatin toksik piyasası. Hakikate sadakatten bahsedip de ona dönüp bakmamaktaki kesif hipokrasi. Halbuki ellerindeki mushafta iki temel prensip kayıtlı: Kendi aleyhine de olsa adaleti, doğruyu, hakikati ayakta tutacaksın (Nisa 135) ve hastalıklı hissiyatla bir kavme kin duysan da adaletten, doğrudan, hakikatten sapmayacaksın. (Maide 8). İki ilkeyi de umursamıyorlar. Hakikatle uzak yakın alakaları yok. Merak da etmiyorlar. Çünkü Müslümanlık, hiçbir ahlakî ödev, insanî duyarlılık, manevi mükemmelleşme gerektirmeyen alt seviye politik kimlik. Kur’an’da müminlik rütbesine yükseltilme talebi reddedilen (Hucurat 14), pax-Arabiana’nın katılımcısı seviyesindekilerin; dış halka, çeper, kabuk, banliyö idrakin ideolojik mirası.

Türkiye’de her türlü cemaat, tarikat ve gruplarıyla tüm Müslümanlıklar için Filistin, Filistin’le ilgili değil. Öyle olsaydı Türkiye’nin şehirlerinde bağırıp çağırmak, kafelerde kadınları, çoluk çocuğu darlayıp korkutmak yerine, hazır Suriye de fethedilmiş ve İsrail askerleri Suriye topraklarındayken kitleler halinde yüzleşmeye ve hesaplaşmaya koşarlardı. Bir tek kişi cesaret edip de İsrail askerinin karşısına çıkamadı. Kassamcıların kadın, çocuk, yaşlı sivil nüfusun arasına karışıp arkasına saklanarak vuruşmasını stratejik deha sayan idrakin olağan davranışı. Yerleşim yerlerinde kurdukları pusularda başarılı olurlarsa kahramanlık türküleri, aksi olursa İsrail’in sivilleri öldürdüğü ağlak ağıtları.

Müslümanların Filistini orada değil burada. Buradaki siyasi muhalifler, ötekiler, farklı düşünce ve inanç kesimleri onların Filistini. Kolay hedeflerle devlet garantili mücadele olunca çok ataklar. Onlardan farklı düşünen, inanan ve yaşayan herkesle hesaplaşırken kullanılan dekordan ibaret “Filistin davası”. Böyle söyleyince siyasi ve ideolojik kaygıyla iyi kötü politik bir işle meşgul oldukları anlaşılmasın. Mevzu dönüp dolaşıp güç ve servet davasına geliyor. Bayağı süfli, değersiz, itibarsız bir emelin peşinde ömür tüketiyorlar.

Bir de Yahudilerin ürettiği malları boykot kampanyaları yok mu, tam festival. Gazzelilerin afiyetle tükettiği yardımların neredeyse tamamının boykot edilen İsrail markaları olduğu gözlerinin önündeyken. Yahya Sinvar’ın, eşini, o hengamede kolunda gezdirmeyi ihmal etmediği 32 bin dolarlık Hermes Birkini çantayla geride bırakıp bir binanın yıkıntısında yanında bir tek Kassamcı olmaksızın tek başına öldüğünde cebinden İsrail ürünü Mentos çıkması da boykotçuları kesin inançlarından vazgeçiremedi. O denli gözleri kapalı, kulakları sağır, bilinçleri mefluç.

Bu söylenenleri İslamofobi, nefret vs. çığırışlarıyla püskürtme manevraları bize sökmez. Perdesiz söyleriz: Ortadoğu’da propaganda asıldır. Gerçek kimsenin ilgisini çekmez. Ahmet Arslan hocanın Murathan Mungan’dan sarsıcı rivayetiyle, Ortadoğu’nun dini mürailiktir.

Mürailik ve ikiyüzlülüğün nüfuzunu ispat babından: Gazze’deki kıyıma alaka insaniyet meselesi ise ve politik bir tarafı yoksa eşzamanlı olarak Darfur’da Hamas müttefiki Cancavidlerin yaptığı katliama devlet katından ve sivil toplumundan bir çift laf, tepki, ızdırap beyanı duymalıydık değil mi? Gazze savaşı sırasında İslamcı militanlar bir günde 773 sivili katletmişti halbuki. Netanyahu’nun Gazze’ye askeri harekâtta on günde sebep olduğu kayıp sayısını Hamas’ın Kassam’ı İsrail’de bir günde gerçekleştirdi, ama Müslümanlıkların hiçbir şubesi bundan hoşnutsuzluk bile belirtmedi. Kassam’ın İsrail kadar gücü olsa o bir günde İsrail’deki bütün insanları imha ederdi.

Gerçeklerin berraklığı karşısında mevzunun hiç İslamofobi falan olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Editörlerimizin derlediği öngörüler, analizler, Türkiye’yi ve dünyayı şekillendiren haberler, Medyascope’un e-bülteni Andaç‘la her gün mail kutunuzda.

Ayrıca Müslümanların “İslamofobi” dediği şey, Batılıların İslam-sentrik sosyopatiye tepkisidir. Dört yüz sene boyunca düşünce, siyaset, bilim, teknoloji alanlarında büyük çaba sarf edip bin bir meşakkatle bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşmış Batı’nın, bu süre içinde hiçbir şey yapmamış Müslümanların şimdi sığınmacı talebiyle Batı’ya koşmasına ve kabul edilmelerine rağmen huzur kaçırıcı işler yapması, vandalizm ve şiddet sergilemesine tepkisinde hatalı ne var? Asıl sorulması gereken, Müslümanların sığındıkları gelişmiş ülke ve toplumlara neden uyum sağlayamadığı, sorun çıkardığı ve huzuru bozduğudur.

Öteden beriden yükselen “Filistin’den sonra sıra Batı’da” çıkışları münferit ve önemsiz mi? Batılılar öyle düşünmüyor ve haklılar. Saygı duyulan mollalardan biri coşkuyla anlatıyor: “Nehirden denize Filistin İslam’ındır, geri alınmalıdır. Ama yetmez. İspanya da İslam’ın, onu geri alınca sırada Roma var ve Konstantinapol gibi fethedilecek. Bütün dünyaya boyun eğdirecek Müslümanlar.” Gazze’deki insani dram değil dertleri yani.

Evet, Ortadoğu’nun Müslüman mahallesinde yalan hayat tarzı. Propaganda her şey, hakikat hiçbir şey. 2003’te ABD zırhlı birlikleri Bağdat’a girdiği sırada, Amerikalıların “Bağdat Bob” lakabını taktığı, Saddam’ın Enformasyon Bakanı Said Sahaf, şehrin bir mahallesinde ateşli sloganlar eşliğinde kameralara ordunun şanlı direnişini, savaşı kazandıklarını anlatıyordu. Oysa savunmasız Kürtlere ve Şiilere karşı katliamda elini korkak alıştırmayan Saddam’ın ordusu, Amerikalıların işgalinde iz bırakmadan toz oldu. İşgal durulduğunda da bu kez el-Kaide bedeniyle reenkarne olup yine savunmasız insanları düğün dernekte, cenazede, mescitlerde cemaat namazlarında havaya uçurmaya başladı.

Muhafazakar siyasetçi Netanyahu’nun Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan 471 günlük askeri kampanyasının sonunda Hamas’ın sahadaki üst düzey yöneticileri ve militanlarının büyük bölümü öldürülmüşken Katar kadrosundan geriye kalanlar, rehine-tutuklu takasını kabul eden İsrail’e karşı zafer kazandıkları propagandasına start verdi. Trolleriyle ve gerçek kişileriyle Filistin endüstrisinin tüm iştirakçileri katıldı furyaya. İmalatı Katar’da yapılan ve BM gözetimindeki gıda yardımı tırlarıyla Refah’a sokulan jilet gibi Kassam Tugayları müsamere kostümlerini çocuk, yetişkin, kampta kimi buldularsa giydirip gösteri kıtası oluşturarak BM binaları, insani yardım kuruluşları, Kızılhaç istasyonları gibi yerlerde tuttukları İsrailli rehineleri takas için ortaya çıkardılar. Kızılhaç’ın İsrailli rehineleri taşımada Kassam’a UBER hizmeti vermekten başka işe yaramamakla suçlanması gereksiz iyimserlik olabilir. Zaman içinde gerçekleri öğreneceğimizden emin olalım şimdilik.

Rehine-tutuklu takası sekansını Hamas’ın hâlâ bitmediğine kanıt gösteren dış politikaya hevesli yorumcular var. Onlara, Kassam militanlarına maaşlarını elden dağıtan, örgütte merkezî rolün tek sahibi Sinvar’ın bir bina harabesinde tek başına öldüğünü hatırlatarak Hamas’tan geriye gerçek bir şey kalmadığını, var olanın da Katar himayeli stüdyoda yeşil perdeli efektten ibaret olduğunu hatırlatalım.

Aynısı Hizbullah için geçerli. Liderine bir cenaze töreni, düzgün bir mezar bile yapamamış, bina enkazından naaşını çıkartabildikleri bile şüpheli örgütün varlığından bahsetmek fazla hayalci. Hizbullah’ın bundan böyle lidersiz yoluna devam edeceğini aceleyle beyan ederek kendini sıyırmaya çalışsa da Tehran’ın baskısına direnemeyen zoraki örgüt lideri Naim Kasım, Nasrallah’tan sonra yeni lider de saatler içinde öldürülünce Lübnan’da bile duramadı. Tahran’da da güvende hissetmediğinden gizli saklı, kaçak-göçek, gövdesi olmayan bir örgütte şematik lider. Hizbullah’ın kalesi Dahiya’da sokaklarda Nasrallah fotoğrafı, Hizbullah bayrağı kalmadı. Şiîliğin bu en eski tarihsel merkezi ıssızlaştı, Şiî nüfus boşaldı. Göç eden aileler kalacak yer bulamadı, hiçbir siyasi grup veya toplumsal kesim onları misafir etmek istemedi. Hizbullah’ın Lübnan için çok değerli anlamından bahsedenlerin görmek istemediği gerçekler bunlar. 2022 parlamento seçimlerinde Şiî toplumun yüzde 19’undan oy alabilmiş Hizbullah bir anda hiç var olmamış duruma düştü. Naim Kasım, 2024 Aralık başında Tahran’ın, ortada ve sokakta kalmış 233.500 aileye 77 milyon dolara yakın para gönderdiğini açıklamıştı. Paranın ailelere ulaşıp ulaşmadığı belli değil.

Tahran, Suriye’deki Aralık 2024 darbesinden sonra temasın tamamen koptuğu Lübnan’daki taraftarlarına özel bir hava yolu şirketiyle para gönderme testi yaptı. Ama eski zamanlarda kritik ve hassas noktalarda Hizbullahçıların görevlendirildiği Beyrut Havaalanı’nda uçağın tamamı, hatta diplomatik kargolar bile didik didik arandı bu kez. Eskiden olsa esip gürleyecek İran, epeyce düşük perdeden, gönderilen paranın Beyrut büyükelçiliğinin ödeneği olduğunu arzetti yetkililere.

Dış politikaya meraklı yorumculara bilgi notu: Propaganda ve temenniyi bir yana bırakan nesnel yetenekli gözler, yeni Ortadoğu’nun denge, dinamik ve denklemlerinin artık eskisinden çok farklı olduğunu görebilir.

Gazze’yi dümdüz eden kampanyada Hamas liderleri öldürülmesine ve örgüt bitirilmesine rağmen İsrail’e karşı zaferden bahsetmek tabii ki hastalıklı refleks, ama Ortadoğu’nun normali bu. Gerçi İsrailli rehineleri kurtaramayan muhafazakar siyasetçi Netanyahu için de sonuç hezimet kuşkusuz, fakat bunu Hamasçılara başarı yazmak hesap kitap bilmeyen şuursuzların evrenine özgü.

“Esir takası” gününde Hamasçıların gösterisinin bir tek amacı vardı: Savaş sonrasında muhatap alınacak aktör olduğunu kanıtlamak. Fetih’le başa dönüp Gazze’de seçim falan düzenleme türünden “maceralara” girişilmesinin önünü almak. Planın işe yarayacağı şüpheli. Çünkü ateşkesi destekleyen Trump, daha yemin gününde ateşkesten umudu olmadığını açıkça söyledi. Ateşkesin henüz başındayken hem de. Bu açıklamanın mesajını başta Katar tüm çözüm ortakları almak zorunda. 1998’de İsrail’in uluslararası havaalanı inşa edip dünyaya açtığı Gazze’yi “intifada” adı verilen intihar saldırılarıyla karanlığa gömen Hamas’ın var olma hakkı elinden alınacak gibi görünüyor. Muhtemelen Hamasçılar da örgütü lağvedip yerine başka isimde örgüt ya da örgütler kurma senaryolarını çalışıyorlardır. Yeni örgüt ve partiler bir daha dönmemecesine silahlı külahlı işleri bırakmak zorunda kalacak.

Serbest bırakılan İsrailli ilk üç kadın rehineye mezuniyet diploması benzeri sertifika vermişler. Rehin alınmalarını unutmamaları için olsa gerek, kaçırılmalarıyla ilgili detaylı bilgi varmış o belgede. Sürükleyerek rehin alan Kassamcılarla hatıra fotoğrafları ve Yahudilerden arındırılmış bir Filistin haritası koymuşlar torbaya. İslamcıların “hediye paketi” dediği kit. Auschwitz’in işkence uzmanı Mengele’yi imrendirecek seviyede kötülük zekası da olabilir, hamakat düzeyinde tebliğ heyecanı da. Yine de marjlarda sürreal, fazlasıyla kaçık, çok absürt, komik. Ama işte karşılarında “bir daha asla” kültüründe yetişmiş, fiziksel ve psikolojik imha tasarımlarına karşı hep tetikte feminen zeka var. Emily Damari, 7 Ekim günü evi basıldığında onu rehin alanlar köpeğini öldürmek için ateş edince evladını korumaya çalışırken kopan orta parmağının hayaletiyle vermiş onlara cevabını.

Bu vesileyle, Emily’nin Kassamcıların acımasızca katlettiği köpeği Choocha’yı da hüzünle analım. Radikaliyle ılımlısıyla müslümanlık kimliğinin tüm şubeleri doğaya zaten ecnebi ve kötü huylu neoplazma davranışını seçmiş. Ama köpekten özellikle nefret ediyor. Bunun bir sebebi, İran rejiminin hastalıklı tepkisindeki gibi kimsesiz köpekleri evlat edinmeyi Batı tipi yaşam tarzının simgesi görmeleri olmalı. Başka sebepler ve uğursuz planlar da var elbette. Bu meseleyi, “

© Medyascope