menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemal Can yazdı: Sürecin “kritik eşikleri”

24 0
30.11.2025

Aylardır tartıştığımız sürecin -“yönetim” tercihi olarak- en karakteristik özelliği, aşamalar (kritik duraklar) halinde tasarlanmış ve sürdürülüyor olması. Hadisenin en başındaki (Bahçeli’nin dile getirdiği) çerçeve, zaten süreci böyle tarif ediyordu. Her eşik gayet yüksek -hatta şaşırtıcı- olacaktı ve bir sonraki aşamaya açılacak kapı sayılıyordu. Öcalan çağrı yapacak, PKK çağrıya uyacak, fesih ve silah bırakmayı takiben yasal zemin hazırlanacak, bunun için komisyon kurulacak. İmralı resmi muhatap olacak, sonra entegrasyon adımları gelecek ve bir aşamada “umut hakkı” devreye girecek. Komisyon önerileriyle yasal ihtiyaçlar belirlenecek ve Meclis’te çalışma yapılacak. Sonunda da süreç Anayasa tartışmasına eklemlenecek. Yani bir fasıl açılacak, o fasıl tamamlanınca yenisi gündeme alınacak. Hatta Mehmet Uçum gibi bazı saray danışmanları ve “her şeyin zamanı var” diyen DEM sözcüleri de, bu başlıklar serisini büyük üniteler halinde grupladılar ve sıraya koydular. Bu işleyiş, Erdoğan pragmatizmi açısından da elverişliydi.

İlk bakışta dümdüz -hatta bir aşamaya kadar kamuoyu desteğine bile ihtiyaç olmayan- bir yol haritası gibi görünmekle birlikte, zamanla kritik duraklara sürecin ilerleyişinden bağımsız anlamlar yüklendi. Eşikler, taktik hamleler ve tarafların birbirini tartması için manevralara açıldı. Bahçeli çıkışını yaptı, Öcalan’ın cevabı beklendi, biçimi planlandı. Öcalan “ben varım” dedi, çağrının yapılması aşaması geldi. Çağrı beklendi, çağrı yapılınca, PKK’nın reaksiyonu beklendi. Fesih gerçekleşti, daha fazla görüntü lazım olduğu için silah yakma mizanseni eklendi. Komisyon ciddi bir itişmeyle kuruldu, sonra kimin katılacağı beklendi. Dostlar alışverişte görsün görüşmeleri yapıldı ve İmralı ziyareti kendi başına hedef haline getirildi. Aslında en baştan belirlenmiş hatta mutabık kalınmış adımlardı bunlar. Ancak kamuoyuna parçalara (kritik eşiklere) bölünerek sunuldu, öyle takip edilmesi istendi. Çünkü sürekli ara kontrol ve tartma ayarları yapmak için böylesi daha uygundu. Bu işleyiş, Erdoğan’ın -bir şey yapmadan- en nazlı ama en çok kollanan ve en kritik aktör olarak kalmasına hizmet etti.

Kritik eşik olarak sunulan her aşama; hem “olur mu öyle şey” denilecek ve olana kadar canlı spekülasyonları çağıracak kadar şaşırtıcı, hem de gerçekleşmesi durumunda kimsenin “bir şey olmadı ki” diyemeyeceği kadar yüksek iddiaları içeriyordu. Bahçeli’nin “Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun” lafı, Öcalan’ın PKK’ya “artık bırakın” çağrısı, PKK’nın fesih kongresi gerçekten böyleydi. Yani epey önceden tasarlanmış, zaman zaman söylendiği gibi “devletle kotarılan” bu adımlar, zaten çoktan geçilmiş olsalar bile kamuoyuna açıldıklarında “kritik eşik” etiketini hak ediyordu. Fakat sürecin açık siyaset tarafındaki “eşikler” aynı biçimde geçilmedi. Komisyonun kurulması ve fonksiyonunun belirlenmesi, özel (yasal) düzenleme gerektirmeyen “güven artırıcı” adımların atılması, genel siyasi yumuşama gibi süreci siyasete ve topluma açacak, inandırıcı hale getirecek hamleler, “daha sonra” denilerek hep ertelendi. Daha fenası bu erteleme, “eşiklerle” oyalanan gündem sayesinde eleştirilerden ve zorlayıcı tartışmalardan uzak tutuldu.

Öcalan, -önceki görüşmelerden sızan tutanaklara göre- Meclis komisyonunun kurulması ve bu komisyonun kendisiyle görüşmesi konusuna kritik bir rol biçiyordu. Yaygın inanışta olduğu gibi, meşruiyet temin etmek veya muhatap alınmak bence asıl mesele değildi. Çünkü “temaslar başlayıp ilerledikten sonra, sürece resmi olarak “Terörsüz Türkiye” adı verilmesinin ardından ve “kurucu önderin” yapabilirliğini göstermesiyle; Öcalan, zaten doğal, resmi ve meşru muhatap olmuştu. Öcalan’ın tutanaklarda dile getirdiği ve “entegrasyon planını anlatacağı” asıl platform olarak tarif ettiği komisyon ve o komisyonla görüşmesi, sürecin siyasileşmesi ve kendisinin de siyasi bir aktöre dönüşmesi için kritik eşik olarak tarif ediliyordu. CHP’nin gelmesi veya gelmemesi de bu açıdan önemliydi. Ancak Erdoğan’ın tavrı ve bu aşamanın yönetimi açısından bakınca, varılan sonucun bu beklenen kritik anlamın epey uzağında olduğu görülüyor.

Erdoğan’ın komisyonun kurulması aşamasındaki tutumu ve son olarak İmralı ziyareti, büyük ölçüde taktik manevralarla biçimlendi. Bu noktada CHP, hem komisyona katılarak hem de İmralı’ya gitmeyerek; oyun dışına itilmekten veya kolundan çekilerek sürüklenmekten kurtulmak yanında, oyunda belirleyici........

© Medyascope