menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

59 0
previous day

Hafta Sonu Yazıları  Manşet

Son güncelleme: 24 Mayıs 2026 -

Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararı, Türkiye siyasi tarihinde bir ilk. (Pek emin olmamakla birlikte dünya siyaset literatüründe de muhtemelen çok istisnai bir vaka) 12 Eylül yönetiminin parti yöneticilerini veto etmesi örnek gösterilebilir. Onlarca parti kapatma, siyasi yasaklarla ilgili hadiseler bol miktarda. Daha yakın döneme gelince, İYİP’in doğmasına yol açan MHP Kongre sürecine yargı müdahalesini hatırlatanlar var. Bir gazete yönetiminin iktidar talimatıyla ve yargı eliyle el değiştirmesine yol açan Cumhuriyet Davası’nı benzer olay sayabiliriz. Herhangi bir yargı kararı olmaksızın bir kanala el konulup haraç mezat satılmaya kalkıldığı Tele1 hadisesi çok taze. Sürekli OHAL düzeninde daha pek çok acayiplik gördük. Ancak bir partinin yönetimine el konulması ve genel başkan atamasının özel bir seviye olduğuna kuşku yok. Üstelik bu sefer ölçüsüzlük ve hukuksuzluk, pek çok kurumun ve siyasi aktörün kendisini inkâr ve imha etmesi eşliğinde yaşanıyor. Kurum olarak YSK, kendi varlık nedenini inkâr ederek; aktör olarak Kılıçdaroğlu, partisine polis baskını dilekçesi vererek.

CHP Genel Merkezi’nde hareketli dakikalar: Parti örgütlerine çağrı yapıldı

Mutlak butlan ardından yol haritası: Yeni parti gündemde mi, Özgür Özel ve yönetimi partiden tasfiye edilebilir mi?

Bu sert hamlenin geleceği, süreklileşmiş darbe dinamiğinin bu seviyeyi göze aldığı, hatta kararın yazılmış olduğu aylardır konuşuluyordu. Yürütülen operasyonun artık bir engelleme hamlesi olmaktan çıkıp, tanzim ve tahrip aşamasına ilerlediğinin işaretleri artmaya başlanmıştı. Zamanlamayla ilgili spekülasyonlar ise bazı tereddüt ya da hesapların netleşmediğini gösteriyordu. Ancak kulis bilgilerine göre ani bir kararla hamle öne alındı. Öne çekmenin gerekçesini, “artık bir şey olmaz” düşüncesine bağlayanlar da var, “ne olacaksa olsun” çaresizliği olarak görenler de. Kimi iktidarın çaresizliği ve zayıflığına bağlı riskli hamle diye değerlendiriyor, kimi ise iktidarın kendini durduracak bir engel görmediği için “bitirici vuruş” yaptığını düşünüyor. (“Deniz aşırı meşruiyete” gönderme yapanlar da var) Ancak her durumda, -bilinen ve beklenen bir gelişme olmasına rağmen- sarsıcı, sert ve zor bir tablo oluştuğu ortada. Ayrıca bu zorluğun devamı da hazırlanmış ve ara vermeden gelecek gibi. Üstelik planlamayı yapanların fazlaca acelesi olduğu ya da “demir tavında” aklıyla koştuğu görülüyor.

Kararın devamında olanlar ve beklenebilecekler

Kararın çıkmasından hemen sonra, davayla ilgili hemen gözaltı işlemlerine başlandı (bu hamlelerin “etkin pişmanlık ifadesi derlemek için kullanıldığını İBB davasından biliyoruz), Kılıçdaroğlu görevden almalar ve atamalar yaptı, hukuki kanalları kapatmak için hızla başvurular yapıldı. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’e yerleşmek konusunda aceleci olmayacağı söylenmesine rağmen, emniyete verilen dilekçeyle binanın boşaltılması istendi. Personel işten atılmakla tehdit edildi. İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşananların benzeri Genel Merkez binası için tekrarlandı. Yargı eliyle göreve getirilenler, polisi partiye davet etti. Bütün bunlar, olayların doğal seyrinde atılmış adımlar olmaktan ziyade, hazırlanmış bir senaryonun adım adım sahnelenmesi gibi duruyor. Kılıçdaroğlu ile Özel arasındaki ilk temasta -“uygun zaman” kaydıyla- kurultay konusunun gündeme getirilmesi ve mahkemenin karar yazısına yerleştirilmiş bazı bağlayıcı ifadeler de hazırlığın parçası gibi duruyor. Kılıçdaroğlu’nun “davada karar kesinleşene kadar” göreve getirildiğinin belirtilmesi, kurultayın karar iradesini yine yargı (iktidar) elinde tutuyor.

Birileri için yapabileceğinin sınırı olmadığının söylenmesi, genellikle negatif niteleme olarak ele alınır. Ölçüsüzlük, dengesizlik, anormallik göstergesi sayılır. Ancak güç sahipleri, sınır tanımazlığı, öngörülemezliği güç enstrümanı olarak kullanır. “Ne yapacağı belli olmaz” sözü, caydırıcılık kalkanına dönüşür. Mesela dün Trump’ın Erdoğan’a teşekkür ettiği, “Trump, dünyanın asırlardır beklediği lider. Sadece güçten bahsetmiyor, o gücün bizzat kendisi” sözü iyi bir örnek. Erdoğan iktidarının yıllardır devam eden güç gösterilerinde de, bir tür baş etme yöntemi olarak fütursuzluğun sıkça kullanıldığını biliyoruz. Son birkaç yıldır, bu ölçüsüzlüğe ortak edilen şahıs ve kurumlar için de bütün sınırların kaldırıldığını anlıyoruz. YSK ve Kılıçdaroğlu’nun hukuki, siyasi, ahlaki hiçbir sınır tanımayan tutumu; iktidarın, birlikte hareket ettiklerinden beklentisinin “yapılacakları kitabına uydurmak” değil, fütursuzluğa tam ortaklık olduğunu gösteriyor. Artık öyle mahcup yancılık yeterli bulunmuyor, elini veren kolunu kaptırıyor.

Hangi “ahlaki değerler”, hangi........

© Medyascope