menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gülener Kırnalı yazdı | Transatlantik ittifak ve Avrupa’nın geleceği masada: Münih’te neler konuşuldu?

8 0
15.02.2026

Son güncelleme: 15 Şubat 2026 -

Gülener Kırnalı yazdı | Transatlantik ittifak ve Avrupa’nın geleceği masada: Münih’te neler konuşuldu?

Bu yılki Münih Güvenlik Konferansı sıradan bir diplomasi buluşması değil. Ukrayna Savaşı’nın beşinci  yılına girilirken, ABD’de Trump yönetimi için transatlantik ilişkiler tartışma konusuyken ve Avrupa kendi savunma kapasitesini sorgularken Münih, adeta Batı’nın iç muhasebe sahnesine dönüşmüş durumda. 1963’ten bu yana düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Soğuk Savaş yıllarından beri küresel güvenlik tartışmalarının en kritik adreslerinden biri. Bugün ise birçok açıdan çok daha fazlasına tekabül ediyor: Küresel güç dengelerinin tartışıldığı, stratejik yönelimlerin test edildiği bir zemin. Devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, uluslararası kuruluş temsilcileri, siyaset ve ekonominin karar vericileri Münih’te yalnızca krizleri değil, düzeni ve güveni konuşuyor.

Bu hafta sonu düzenlenen konferansta 50’den fazla devlet ve hükümet başkanı, 100’ün üzerinde dışişleri ve savunma bakanı, NATO, AB ve BM temsilcileri, ABD Kongresi üyeleri, think-tank çevresi, büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri, savunma sanayii liderleri ve ekonomi aktörleri aynı çatı altındaydı. Adı üstünde; ana konu güvenlik. Ancak “güvenlik” başlığı altında dünyanın dört bir yanındaki meseleler onlarca oturum ve panelde ele alınıyor. Bunun yanı sıra kapalı kapılar ardında yürütülen çok sayıda diplomatik görüşme için de önemli bir zemin oluşuyor.

Fakat bu yıl konferansın merkezinde yer alan asıl mesele, değişen dünya düzeni içinde ABD ve Avrupa’nın güvenlik stratejileri — daha da önemlisi, bu iki tarafın stratejilerinin birbirine ne ölçüde uyduğu. Konferans öncesinde yayımlanan Munich Security Report 2026 (2026 Münih Güvenlik Raporu) da tam olarak bu ruh halini yansıtıyordu. Raporda öne çıkan tema, “düzenin parçalanması” ve Batı içindeki güven erozyonuydu. Raporun başlığı ise daha dikkat çekici: “Under Destruction”. İnşaat alanlarında kullanılan “yapım aşamasında” ibaresinin tersine çevrildiği bir söz oyunu üzerinden güçlü bir siyasi gönderme yapıyor: “Yıkım Aşamasında.”

Buradaki yıkım, değişen küresel dengeler içinde — başta Trump yönetimi olmak üzere — mevcut jeopolitik ve kurumsal yapıları zorlayan, hatta dozerle girer gibi sarsan yıkıcı siyasi güçlere atıf. Rapor, reform yerine yıkımı tercih eden siyasi akımların yükselişinin kapsamlı sonuçlarını inceliyor. Ve yerleşik demokratik kurumların performansına yönelik yaygın hoşnutsuzluğun ve anlamlı reformlara duyulan güven kaybının gölgesinde bu yıkıcı gündemlerin güç kazandığı vurgulanıyor.

2026 Münih Güvenlik Endeksi kapsamında incelenen tüm G7 ülkelerinde, mevcut hükümet politikalarının gelecek kuşakları daha iyi bir konuma taşıyacağına inananların oranı son derece düşük. Başka bir deyişle, güvenlik krizlerinin arka planında derin bir temsil ve güven krizi bulunduğu savunuluyor. Öte yandan transatlantik ilişkilerdeki belirsizlik, Küresel Güney’in Batı’ya mesafesinin artması ve ekonomik güvenliğin askerî güvenlik kadar belirleyici hâle gelmesi de raporun temel başlıkları arasında. Özetle raporun ana vurgusu şu: Batı kendi içinde birlik sağlayamazsa, küresel sistem üzerindeki normatif üstünlüğünü koruması zorlaşacak.

Ve bu vurgudan hareketle bu yıl Münih’teki konferansta, “Batı’nın bekası” başlığıyla özetleyebileceğimiz iki tema açık biçimde öne çıkıyor: Transatlantik ittifakın geleceği ve Avrupa’nın güvenlik mimarisi.

Transatlantik ittifak: Kopuş mu, gerilim mi, yeniden tanım mı?

Bu başlık altında Münih’te çok sayıda lider ve siyasetçi söz aldı. Ancak dünya basınının manşetlerine taşınan konuşmalar ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa’dan gelen mesajlardı. Çünkü asıl merak edilen soru şuydu: Transatlantik ittifak bir kopuşa mı sürükleniyor, yoksa yeni bir tanıma mı hazırlanıyor?

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, ABD’nin artık tek başına küresel düzeni taşıyamayacağını vurguladı. NATO’nun önemini teslim ederken Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Mesaj netti: Amerika gerekli ama yeterli değil. Bu, Avrupa’nın güvenlikte daha aktif rol üstlenmesi gerektiği yönünde açık bir çağrıydı. Merz’in çizgisi sürpriz değildi; Almanya uzun süredir savunma harcamalarını artırma ve Avrupa içinde daha fazla yük üstlenme tartışmasının merkezinde.

Münih Konferansı’nda belki de en çok ses getiren kişi ABD’li Temsilciler Meclisi üyesi ve Demokratların sol kanadının önemli figürü Alexandria Ocasio-Cortez oldu. Yaptığı etkili konuşma ABD medyasının gündemine oturdu. Nitekim 2028’de Demokratların başkan adayı olması ihtimali konuşulan AOC’nin konuşması, Demokratların sosyalist kanadının dış politika vizyonunun böylesi bir zirvede dile getirilmesi açısından da önemliydi. Öyle ki ABD’yi yakından takip eden Twitter akışım iki gün boyunca AOC videoları ve övgüleriyle doldu taştı. AOC’nin yeni küresel düzen bağlamında zihin açıcı şeyler söylediği ve bu bağlamda Trump yönetimini sert ve akıllı bir dille eleştirdiği konuşmasının bir kısmı da transatlantik ittifak üzerineydi. Meseleyi savunma ve askeri boyutlardan çıkararak demokratik değerler çerçevesinde ele alan AOC, transatlantik ittifakın bir çıkar ortaklığı değil, normatif bir dayanışma olduğunu savundu. Ki bu bakış açısı, bazı açılardan benzer tutumları sergileyen bazı Avrupalı aktörler için sevindirici ve umut verici oldu. AOC özetle, Trump’a parmak sallayarak, otoriter eğilimlerin ittifakı zayıflattığını belirtti ve çok taraflılığa dönüş çağrısı yaptı. Kuşkusuz, bu konuşma, Amerikan iç siyasetindeki ideolojik ayrışmanın Münih sahnesine taşınmış hâliydi. AOC’nin perspektifi, Trump çizgisine karşı geliştirilen liberal-ulusal güvenlik anlayışını ve Avrupa ile demokratik değerler dayanışmasını yansıtıyor.

AOC’nin dedikleri önemliydi ama bu başlık altındaki en kritik konuşma kuşkusuz ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya aitti. Çünkü asıl merak edilen, Trump yönetiminin transatlantik ittifaka nasıl baktığıydı. Merz’in ya da AOC’nin perspektifleri belirli ölçüde öngörülebilirdi; fakat Washington’ın bu buluşmada nasıl bir ton kullanacağı belirsizdi. Rubio daha stratejik ve hesaplı bir dil tercih etti. “Yeni bir Batı yüzyılı” vurgusu yaptı ancak aynı anda Avrupa’nın değişmek zorunda olduğunu söyledi. Göç, ekonomik gerileme ve savunma kapasitesi gibi başlıkları gündeme getirerek Avrupa’nın güçlenmesinin transatlantik denge için şart olduğunu ifade etti. Bu yaklaşım açık bir kopuş söylemi değildi fakat koşullu bir dayanışma mesajı içeriyordu. Alt mesaj açıktı: Avrupa zayıf kalırsa ittifak da zayıflar — ve bu yük artık tek taraflı taşınmayacak: “Zayıf müttefikler istemiyoruz. İşlemeyen bir statükoyu savunan müttefikler değil, onu düzeltmeye çalışan müttefikler istiyoruz.”

Rubio’nun sözleri, Münih’te onu dinleyen Avrupalı aktörlerce temkinli bir rahatlama ile karşılandı. Liderler konuşmayı dikkatle ve bir miktar tedirginlikle izlemişti; zira geçen yılki konferansta ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Avrupa’nın yönetişim anlayışına yönelik sert ve yıpratıcı eleştirilerini tekrar etmesinden endişe ediliyordu. Rubio’nun tonu o ölçüde çatışmacı değildi, ancak mesajın şartlı niteliği herkesin not ettiği bir unsurdu. Üstelik Rubio’nun yaptığı “medeniyet”, “Hristiyan Batı medeniyeti” ve “Avrupa medeniyetinin erozyonu” jargonunu sürdürmesi Trump yönetiminin yeni dünya düzeni okumasının devamı niteliğindeydi.

Tabii bu noktada şu soru kaçınılmaz biçimde gündeme geliyor: Rubio’nun bu tonu, Trump döneminin NATO’ya mesafeli yaklaşımının daha rafine, diplomatik bir versiyonu mu? Yoksa Trump yönetiminin Strateji Belgesi’ne nazaran ılımlılaşmış ve yeniden tanımlanmış, karşılıklı yük paylaşımına dayalı bir transatlantik denge arayışının işareti mi? Görünen o ki ABD, Avrupa ile ilişkileri koparmamak noktasında diplomatik bir ses çıkardı ve ABD yeniden tanımlanan bir transatlantik ittifak istiyor ama ancak ve ancak Trump’ın istediği şekilde. Yani ittifakın ipleri hâlâ gergin.

Rubio’nun “Avrupa değişmeli” çıkışı, daha önce de defalarca dile getirildi, başta Trump tarafından. Ve bu argüman, meseleyi doğal olarak Avrupa’nın kendi güvenlik kapasitesine taşıyor. Zira ABD ve Avrupa’nın pozisyonları uzun süredir netleşmiş durumda; meselenin belirleyici faktörü artık Washington’ın taahhüdünden ziyade Avrupa’nın kendi gücünü ne kadar inşa edebileceği ve buna bağlı olarak ABD karşısında ne kadar özgüvenli ve cesur durabileceği. O yüzden gelelim Avrupa tarafına.

Avrupa’nın “sabit” güvenlik sınavı: Stratejik özerklik mi, yeniden yük paylaşımı mı?

Eğer ABD yük paylaşımında ısrarcıysa ve “Avrupa değişmeli” diyorsa, Avrupa’nın yanıtı ne olacak? Münih’te bu soruya Londra, Brüksel ve Paris’ten üç farklı ama birbirini tamamlayan cevap geldi. Ancak bu cevapların hiçbiri sürpriz değildi. Avrupa’nın iki büyük askerî gücünün liderleri Keir Starmer ve Emmanuel Macron’un yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in mesajları da bu tartışmada belirginleşen Avrupa pozisyonunun yeniden teyidi niteliğindeydi. Üç lider de transatlantik ittifakın zayıflamasını istemediklerini açıkça ifade etti. Ancak aynı zamanda ittifakın kırılgan doğasının Avrupa için bir “uyarı anı” olduğunu vurguladılar. Bu kırılganlığın Avrupa lehine bir güvenlik kazanımına dönüşmesinin tek yolu ise Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini yeniden inşa etmesiydi.

Sözlerine “Bugün ayaklarımızın altındaki zemin çöküyor” diyerek başlayan Birleşik Krallık Başbakanı Starmer, “hard power” yani sert güç kavramını özellikle öne çıkardı. Avrupa’nın savunma üretim kapasitesini artırması gerektiğini, NATO’ya bağlılığın sürmesi gerektiğini ancak ABD’ye aşırı bağımlılığın stratejik risk taşıdığını söyledi. Bu yaklaşım, önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, Brexit sonrası İngiltere’nin Avrupa güvenliğinde merkezî bir rol üstlenme arayışıyla paralel bir politika çizgisine işaret ediyor. Londra, AB dışında olabilir; ancak Avrupa güvenliğinin dışında kalmak istemiyor. Nitekim Starmer da “Artık Brexit döneminin Britanyası değiliz. Çünkü tehlikeli bir dünyada içe dönmenin kontrolü geri almak değil başka güçlere devretmek anlamına geleceğini biliyoruz” diyerek bu pozisyonu açıkça dile getirdi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise daha kurumsal ve daha ileri bir çerçeve sundu. Avrupa’nın artık fiilî bir kolektif savunma kapasitesi oluşturması gerektiğini vurguladı. Savunma harcamalarının artırılması, ortak üretim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve AB içindeki karşılıklı savunma maddesinin gerçek anlamda işletilmesi gerektiğini söyledi. NATO’nun önemini teslim etti; ancak bunun tek başına yeterli olmadığını da ima etti. Avrupa’nın kendi jeopolitik ağırlığını artırmak ve daha fazla sorumluluk almak zorunda olduğunu söyleyen Von der Leyen, “Avrupa’nın bağımsız olmaktan başka çaresi yok” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise uzun süredir savunduğu stratejik özerklik tezini yeniden formüle etti. Avrupa’nın kendi kaderini tayin etmesi gerektiğini, nükleer caydırıcılık dâhil olmak üzere daha bütünlüklü bir güvenlik vizyonuna ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Macron’un mesajı şu şekilde özetlenebilir: Avrupa savunma tüketicisi değil, güvenlik üreticisi olmalı.

Sonuçta üç liderin ortak noktası şuydu: Transatlantik ittifak korunmalı; ancak Avrupa artık yalnızca güvenlik talep eden bir aktör olarak kalamaz ve kalmamalı. Bu durumda dönüp dolaşıp hep konuştuğumuz soruya geliyoruz: Avrupa bu iradeyi somut kapasiteye dönüştürebilecek mi?

Davos’tan Münih’e: Avrupa’nın cesareti mercek altında

Özetle, uzun zamandır ABD ve Avrupa taraflarının — ve bu taraflar içindeki farklı aktörlerin — temel pozisyonlarında radikal bir değişiklik yok. Nitekim asıl merak edilen, Trump yönetiminin Münih Konferansı’nda nasıl bir üslupta temsil edileceğiydi. Rubio konuştu ve korkulan olası kötü senaryoların aksine itidalli, yapıcı ve diplomatik bir dil hâkim oldu. Bu nedenle “Batı’nın bekası” tartışmasının Münih’te çekilen anlık fotoğrafı, ayrışmaya meyyal bir restleşmeden ziyade bir yeniden tanım arayışına işaret ediyor. Transatlantik ittifakın geleceği, tek taraflı bağımlılık üzerinden değil, karşılıklı zorunluluk ve yük paylaşımı üzerinden şekillenmeye devam ediyor.

Ancak tartışmanın bir diğer önemli boyutu da Avrupa Birliği’nin kurumsal ve bürokratik yapısının bu hayati güvenlik sınavının önünde potansiyel bir engel oluşturması. Uzun zamandır dile getirilen bu mesele, en son Macron’un Davos konuşmasında da yer almıştı. Münih’te konuşan Merz ise sorunu daha somut bir örnekle ifade etti: Avrupa’nın yalnızca askerî kapasite değil, ekonomik ve teknolojik dinamizm açısından da Çin gibi rakiplerle rekabet edebilmesi gerektiğini savundu. Çin’in dünyanın en büyük güneş enerjisi santrallerini birkaç ay içinde kurabildiğini; AB’de ise benzer projelerin yıllarca bürokratik onay süreçlerine takıldığını hatırlattı.

Münih’te masada olan yalnızca güvenlik politikaları değildi. Batı’nın kendi içindeki güç dengesi ve gelecekte nasıl bir jeopolitik aktör olacağı sorusu tartışıldı. Bir süredir üzerinde durduğumuz bu kritik mesele, önümüzdeki süreçte — muhtemelen yıllar boyunca — aynı hassas terazi üzerinde tartılmaya devam edecek. Başta Ukrayna Savaşı olmak üzere ABD’nin güvenlik desteğini karşısına almaya cüret edemeyen, ancak Trump’ın mütecaviz siyasetinden de rahatsız olan Avrupalı aktörlerin ince bir çizgide yürüdüğü bir dönemden geçiyoruz. Avrupa’yı “özgüvenli bir şekilde ABD’ye mesafe koyabilen” bir küresel güç seviyesine taşıma stratejisi ve bu stratejinin yapılabilirliği, asıl belirleyici mesele olmaya devam edecek.

Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa kurumları Donald Trump NATO

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Gülener Kırnalı / Diğer yazıları

Gülener Kırnalı yazdı | Odadaki fil: Üç sıcak başlıkta konuşulmayan dev Rusya

Gülener Kırnalı yazdı: Batı çatırdarken Çin ve Hindistan yeni düzenin taşlarını mı diziyor?

Gülener Kırnalı yazdı: Macron’un havalı gözlükleri ve Trump karşısında “omurga” arayışı

Gülener Kırnalı yazdı: İran’ın önündeki üç seçenek: Devrim mi, restorasyon mu, geçiş mi?

Gülener Kırnalı yazdı – Trump’ın seçim kampanyası: Yurtta savaş, cihanda savaş

Gülener Kırnalı yazdı: 2026’da konuşacağımız 10 büyük başlık

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Haftanın diğer yazıları

Alişer Delek yazdı | Geri Tepme Etkisi: Muhalefet kendi kalesine mi gol atıyor?

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Bülent Akyürek’in ardından

Recep Karagöz yazdı: Türkiye’de İslamcılığın ahlaki siyasal meşruiyet krizi

Müge İplikçi yazdı: Altı yaş ve üzeri için bir yazı

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Ruşen Çakır yazdı | Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde

Berrin Sönmez yazdı | Gürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’

Burak Karataş yazdı | “Independence Day” ne zaman kutlanacak?

Doğan Göçmen yazdı | Vicdan, cesaret ve karakter gücü

Haftanın en popüler içerikleri

Meclis’te yemin töreni sırasında kavga çıktı: Gürlek AKP’li vekillerin arasında yemin etti

Kent uzlaşısı dosyasında tahliye kararları

Temu’dan 30 euro sınırına yeni çözüm: Türkiye’de ithalatçı şirket kurdu

“Hafız vali” olarak bilinen Mustafa Çiftçi kimdir?

Özgür Özel: “Böyle biri adaletin başına geldiyse, iktidarın da sonu gelmiştir”

Trafik Kanununda değişiklik kabul edildi: İşte yeni trafik cezaları

Akın Gürlek X hesabı açtı

Financial Times yazdı: Türk dizileri artan enflasyon baskısı altında, saatlik maliyet 240 bin doların üzerinde

Dört ili birbirine bağlayacak hızlı tren projesi 2028’de tamamlanacak

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan’ın Türkiye’si

Medyascope'un günlük e-bülteni

Editörlerimizin derlediği öngörüler, analizler, Türkiye’yi ve dünyayı şekillendiren haberler, Medyascope’un e-bülteni Andaç‘la her gün mail kutunuzda.

Medyascope'u destekle

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

Kişisel Verilerin Korunması Aydınlatma Metni

İşbu Aydınlatma Metni, Veri Sorumlusu sıfatıyla Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat:G2, Sarıyer/İstanbul adresinde mukim Şirketimiz Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından sağlanan ürün ve hizmetlerin tanıtımı amacıyla internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği kısmından elde edilen kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olup, Şirketimiz tarafından başta 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Şirketimizin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikaları https://medyascope.tv adresinde yer almaktadır.

İşleme; KVKK’nın 3. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması işlemleri olarak tanımlanmıştır.

İşlenen Kişisel Verileriniz

İşlenen kişisel verileriniz, E-Bülten Aboneliği aracılığıyla bizimle paylaşmayı tercih ettiğiniz adınız, soyadınız, e-posta adresinizdir.

Kişisel Verilerin Toplanma Yöntemi ve Hukuki Sebebi

Kişisel verileriniz, şirketimiz tarafından sağlanan ürün ve hizmetler kapsamında promosyon, kampanya ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği bölümünde e-posta adreslerini bildiren kişilere Şirketimizin ticari olarak faaliyet gösterdiği alanlarda reklam, tanıtım ve bilgilendirme yapmasına ilişkin sözleşmenin kurulması ve ifası, veri sorumlusunun meşru menfaati ve açık rızanız kapsamında işlenmektedir.

Kişisel Verilerin İşlenme Amaçları

Kişisel verileriniz Şirketimiz tarafından, aşağıdaki belirtilen işleme amaçlarıyla uygun süre zarfında, KVKK’nın 5. ve 6. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları kapsamında işlenecektir:

İletişim faaliyetlerinin yürütülmesi

Reklam / kampanya / promosyon Süreçlerinin Yürütülmesi

Saklama ve arşiv faaliyetlerinin yürütülmesi

Pazarlama analiz çalışmalarının yürütülmesi

Ürün / hizmetlerin pazarlama süreçlerinin yürütülmesi,

Organizasyon ve etkinlik yönetimi

Şirketimizin faaliyet alanlarında reklam, tanıtım ve bilgilendirme hizmeti sağlamak,

Şirketimiz tarafından gönderilen bu e-postalar üzerine gelen talep ve şikayetlerin cevaplanması,

Hukuki bir ihtilafın vuku bulması halinde hukuki işlem yapmak,

Sair tüm yasal yükümlülükler.

Kişisel Verilerin Hangi Amaçlarla Kimlere Aktarılabileceği

Şirketimiz, kişisel verileri “bilme gereği” ve “kullanma gereği” ilkelerine uygun olarak, gerekli veri minimizasyonunu sağlayarak ve gerekli teknik ve idari güvenlik tedbirlerini alarak işlemeye özen göstermektedir ve sadece zorunlu durumlarda üçüncü kişilere aktarmaktadır. Kişisel verileriniz; KVKK’nın 8. ve 9. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları çerçevesinde Şirketimiz ilgili birimlerince işlenmekte ve aşağıda yer verilen amaçlarla üçüncü kişilerle paylaşılmaktadır.

İlgili mevzuatı gereği talep halinde idari makamlara, adli makamlara veya ilgili kolluk kuvvetlerine, yetkili idari ve denetleme kurullarına ve/veya diğer yetkili denetleyici kurum ve kuruluşlara aktarılabilecek ve/veya hukuki bir ihtilaf vuku bulması halinde Şirketimizin hukuki menfaatlerinin korunması amacıyla bu mercilerle ve Şirketimiz avukatları ile paylaşılmaktadır.

Ürün ve hizmetlerimizin tanıtımı amacıyla E- Bülten Aboneliği veri işleme altyapısını tedarik ettiğimiz iş ortağımız, bu bildirimlerin yapılması amacıyla hizmet aldığımız ajanslar ve pazarlama analiz şirketleri ile paylaşılmaktadır.

Kişisel verileriniz e-posta altyapısı ve ilgili hizmetlerinden yararlandığımız hizmet sağlayıcılarımızın yurt dışında bulunan veri depolama sistemleri nedeniyle KVKK’nın 9. maddesindeki şartlardan biri olan açık rıza şartı sağlandığı takdirde yurt dışına aktarılabilmektedir.

Kişisel Verilerin Saklama Süresi

Kişisel verilerinizi, sunduğumuz hizmetlerin mahiyetinden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, hizmetlerin sağlandığı süre boyunca ve ardından hukuki yükümlülüklerini yerine getirmek ve meşru menfaatini temin etmek amaçlarıyla ilgili mevzuata uygun olarak, makul süreler boyunca saklayacaktır.

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi ve Anonim Hale Getirilmesi

Kişisel verileriniz KVKK’nın 7. maddesi uyarınca işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kişisel veriler re’sen veya kişisel veri sahibinin talebi üzerine tarafımızca silinir, yok edilir veya anonim hale getirilir.

Kişisel Verilerinizin Güvenliği

Bize sağladığınız kişisel verilerin gizliliğini ve güvenliğini korumaya önem veriyoruz. Bu doğrultuda, kişisel verilerinizi yetkisiz erişim, zarar, kayıp veya ifşaya karşı korumak için gerekli teknik ve idari güvenlik önlemleri almaktayız.

Kişisel Veri Sahibi İlgili Kişinin Hakları

Kişisel veri sahibi “İlgili Kişi”, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 11. maddesinde aşağıda yer verilen haklarını ve taleplerini www.eliteworldhotels.com.tr adresinde yer alan Başvuru Formunu usule uygun olarak doldurmak suretiyle bildirebilecektir.

6698 sayılı KVKK’nın 11. Maddesi kapsamında herkes veri sorumlusu sıfatı ile Şirketimize aşağıdaki hususlarda başvurma hakkına sahiptir:

• Kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme,

• İşlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,

• Kişisel verilerinizin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,• Yurt içinde veya yurt dışında aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,

• Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme,

• KVKK’da öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerinizin silinmesini veya yok edilmesini isteme,• Yukarıda belirtilen düzeltme, silinme ve yok edilme şeklindeki haklarınız uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,

• İşlenen kişisel verilerinizin münhasıran otomatik sistemler ile analiz edilmesi sureti ile aleyhinize bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,

• Kişisel verilerinizin ilgili mevzuata aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğramanız halinde zararınızın giderilmesini talep etme haklarına sahipsiniz.

Hak ve Talepleriniz İçin İletişim

Kişisel verilerinizle ilgili sorularınızı ve taleplerinizi, Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları hakkında Tebliğ’de belirtilen şartlara uygun düzenlenmiş dilekçeyle aşağıdaki yöntemlerle iletebilirsiniz.

“Şahsen Yazılı Başvuru” yoluna başvuracak İlgili Kişilerin kimliğini tevsik edici belgeleri ibraz etmesi zorunludur. Bu bağlamda Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat: G2, Sarıyer/İstanbul adresine yapacağınız şahsen yazılı başvurularda başvuru formuyla birlikte kimlik fotokopisinin yalnızca ön yüzünün (kan grubu ve din hanesi gözükmeyecek şekilde) ibraz edilmesini rica ederiz.

Başvuru formunun tebligat zarfına veya e-postanın konu kısmına “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu İlgili Kişi Talebi” yazılmasını rica ederiz.

Kişisel veri sahipleri olarak, haklarınıza ilişkin taleplerinizi, Medyascope ‘a iletmeniz durumunda Medyascope talebinizi en geç 30 (otuz) gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandıracaktır. Ancak, başvurunuza verilecek yanıtın mevzuat uyarınca bir maliyet gerektirmesi halinde Medyascope tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenen tarifedeki ücret talep edilebilecektir.

Ticari Elektronik İleti Gönderimi Hakkında Bilgilendirme

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti; telefon, çağrı merkezleri, faks, otomatik arama makineleri, akıllı ses kaydedici sistemler, elektronik posta, kısa mesaj hizmeti gibi vasıtalar kullanılarak elektronik ortamda gerçekleştirilen ve ticari amaçlarla gönderilen veri, ses ve görüntü içerikli iletileri ifade eder.

Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. Ticari Elektronik İleti Yönetim Sistemi (“İYS”) üzerinde onayı bulunmayan alıcılara ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim araçlarıyla ya da İYS üzerinden alınabilir. İYS üzerinden alınan onaylarda ise olumlu irade beyanı ve elektronik iletişim adresi yer alır. Alıcılar diledikleri zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilir. Alıcının ret bildiriminde bulunması, bildirimin yapıldığı iletişim kanalına ilişkin onayı geçersiz kılar. Alıcı reddetme hakkını İYS üzerinden de kullanabilir.

Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi halinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz.

Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir. Ancak tacir ve esnafların ilgili mevzuatta yer alan reddetme hakkını kullanması halinde onayları alınmadan ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu kapsamında ileti gönderilmesinden önce tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adresleri hizmet sağlayıcı tarafından İYS’ye kaydedilir ve İYS üzerinden alıcıların ret hakkını kullanıp kullanmadığı kontrol edilir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca, Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından vermekte olduğumuz hizmetler kapsamında, Medyascope üzerinden temin edilen bilgileriniz doğrultusunda, onay vermeniz halinde E-posta iletişim aracı kullanarak tarafınıza her türlü bilgilendirme, tanıtım, reklam, ürün teklifleri, promosyonlar, kampanyalar, memnuniyet değerlendirme çalışmaları ve duyuruların iletilmesi amacıyla tarafınızla iletişime geçilebilecektir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti gönderimine dair onay verseniz dahi dilediğiniz zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilirsiniz. Ret bildirimini kolay ve ücretsiz bir şekilde olmak üzere e-posta iletişim kanalı ile verebileceğinizi hatırlatmak isteriz. Reddetme hakkınızı İYS üzerinden de kullanabilirsiniz.


© Medyascope