Gülener Kırnalı yazdı: Mutlak butlan, Trump ve icazet üzerine
Son güncelleme: 24 Mayıs 2026 -
Gülener Kırnalı yazdı: Mutlak butlan, Trump ve icazet üzerine
Türkiye’de siyasal hayatın en kritik anlarında tanıdık bir refleks hemen devreye giriyor: “Bunu dışarıdan icazet almadan yapamazlar.” Bana kalırsa son mutlak butlan kararı etrafında yürüyen tartışmayı da gölgeleyen şey tam olarak bu refleks oldu. Çünkü Erdoğan’ın Trump’tan “icazet aldığı” fikri, ilk bakışta cazip görünse de hem Türkiye’deki rejimin bugün geldiği noktayı hem de küresel konjonktürün sert gerçekliğini anlamamızı zorlaştırıyor. Mesele, Erdoğan’ın Trump’tan icazet ve meşruiyet alması değil; Erdoğan’ın böyle bir izne ihtiyaç duymayacağı kadar elverişli, çıplak ve acımasız bir güç denkleminde hareket ediyor olması.
Erdoğan’ın, “mutlak butlan” kararının hemen öncesinde Trump’la yaptığı telefon görüşmesi, 19 Mart öncesindeki benzer telefon görüşmesiyle birlikte okundu; buradan hareketle de “Erdoğan Trump’tan icazet aldı” yorumu hızlıca yaşananların açıklayıcısı olarak tartışmanın merkezine yerleşti. Sosyal medyada bu iddia öyle genişledi ki, Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasını bile bu icazete bağlı olarak İran dosyasına, Hürmüz krizine ve Trump-Erdoğan hattına bağlayan çok paylaşılmış yorumlar gördüm.
Bu icazet anlatısının cazip bir tarafı var, katılıyorum. Çünkü Türkiye’de çok sevilen komplocu zihniyete de iyi oturuyor. İktidarın attığı en müstebit adımları ve bu adımların uluslararası alanda ciddi bir karşılık bulmamasını tek cümleyle açıklıyor: “İcazet alındı.” Böylece karmaşık bir rejim krizini, çok katmanlı bir otoriter rejim değişikliği sürecini, sertleşen küresel konjonktürü ve bu konjonktür içerisinde Türkiye’nin konumunu basit ve mekanik bir diplomatik al-ver şemasına indirgemek mümkün hâle geliyor. Hâlbuki mesele bundan çok daha karmaşık. En azından ben öyle görüyorum diyeyim ve anlatmaya çalışayım.
Erdoğan’la Trump mutlak butlan mı konuştu?
Evet, Erdoğan ile Trump arasında tam olarak ne konuşulduğunu bilmiyoruz. Liderler arasındaki telefon görüşmelerinde resmî açıklamalara yansımayan başlıklar gündeme gelebilir. Türkiye iç siyaseti de bunlardan biri olabilir. Bunu kategorik olarak dışlamak mümkün değil. Ama hâlihazırda konuşulduğunu bildiğimiz, tahmin etmesi de güç olmayan büyük başlıklar var. Ajansların aktardığına göre Erdoğan, Trump’a İran’la yaşanan meselelerin çözülebileceğini söyledi; ABD-İran ateşkesinin uzatılmasını olumlu karşıladı ve Türkiye’nin Washington, Tahran ve Pakistan’la temas hâlinde olduğunu belirtti. Aynı görüşmede Suriye, Lübnan ve Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi hazırlıkları da konuşuldu.
Yani masada zaten yeterince büyük dosyalar vardı ki bu başlıklar içerisinde NATO Zirvesi meselesine birazdan geleceğiz. Ama bu hâliyle bile Erdoğan’ın Trump’la konuşmasını öncelikle Türkiye iç siyasetindeki bir yargı operasyonuna “onay alma” görüşmesi olarak okumak fazlasıyla mekanik ve indirgemeci bir yorum. Peki, neden?
Trump’ın umurunda mı mutlak butlan?
Birincisi, Trump’ın böyle bir “icazet makamı” olduğu fikri son derece sorunlu. Bir zamanlar belirli açılardan icazet makamlığı yapmış olan ABD o gücünü ve iktidarını kaybedeli çok oldu. Üstelik Trump demokratik normların, hukukun üstünlüğünün, çok partili demokratik rejimlerin, yargı bağımsızlığının ve muhalefet haklarının küresel koruyucusuymuş gibi davranılıyor. Bilmeyenler için söyleyeyim; Trump’ın böyle bir iddiası ve niyeti yok. Aksine olsa olsa aşındırıcısı olur; kendi ülkesinde de, dünyanın başka yerlerinde de.
Kaldı ki Trump’ın dünya siyasetiyle ilişki kurma biçimini uzun zamandır biliyoruz: kişisel lider diplomasisi, kaba güç gösterisi, pazarlıklar, kısa vadeli çıkarlar ve kendisine sunulan siyasi/retorik tatmin. Erdoğan’ın içeride ne yaptığı Trump açısından ancak dışarıdaki pazarlıklara etkisi ölçüsünde anlamlı. Türkiye’de ana muhalefet partisinin yönetimi mahkeme kararıyla değiştiriliyormuş, ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adayının diploması iptal ediliyormuş, belediye başkanları tutuklanıyormuş, üniversiteler kapatılıyormuş; Trump açısından bunların ahlaki ya da demokratik bir mesele olarak ağırlık taşıdığını düşünmek için hiçbir sebep yok. Zaten boğazına kadar saplandığı dış siyasetteki tıkanıklıkları aşmak için Erdoğan ve benzeri liderlerin desteğine muhtaç olan bir Trump’ın umursadığı şey, bu liderlerin içeride ne yaptığı değil, dışarıda Trump’a istediğini verip vermediği. Üstüne üstlük Trump, kendi meşruiyeti bu kadar tartışmalıyken birilerine icazet ve meşruiyet dağıtacak noktada da değil.
İktidarın pervasızlığının icazete ne ölçüde ihtiyacı var?
Türkiye’de uzun süredir anayasanın en temel ilkeleri fiilen işlemiyor. Anayasa, yasalar, kurumlar… bir demokratik hukuk devleti için gereken ne varsa otoriter bir siyasal rejimin bekası lehine işlemez hâle getirildi. Hukuk, iktidarın ihtiyaçlarına göre esnetilen, askıya alınan ya da doğrudan ters yüz........
