Rus ordusundan firar eden 4 asker Medyascope’a konuştu: “Savaşın parçası olduğum için kendimden nefret ediyorum”
Son güncelleme: 12 Temmuz 2026 -
Rus ordusundan firar eden 4 asker Medyascope’a konuştu: “Savaşın parçası olduğum için kendimden nefret ediyorum”
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – Rus ordusundan firar ederek Ermenistan’a sığınan dört eski asker, cephede yaşadıkları şiddeti, propagandanın etkisini, komuta zincirindeki baskıları ve savaşın bıraktığı ağır travmaları Medyascope’a anlattı.
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
Dört eski asker, Rus ordusundan firar ederek Ermenistan’a sığınmış ve savaştaki travmalarını Medyascope’a anlattı.
Askerler, savaşın gerçeklerini propagandanın aksine göstererek, komutanların emirlerine itaat etmemenin bedelini ağır bir şekilde ödediklerini belirtti.
Anton Lysov, açlık ve yaralarla dolu bir mahzende hayatta kaldığını, Zhenya ise elektronik harp merkezinde sürekli baskı altında çalıştığını ifade etti.
Vitaly, önce inandığı propagandayı terk ederken, Vladimir Bernhardt, Rus ordusundaki yozlaşmayı ve askerlerin yaşamlarının değersizliğini sorguladı.
Dört hikaye de, savaşa karşı bir başkaldırı ve hayatta kalma arzusunu ön plana çıkararak, Rus ordusunun içindeki karanlık gerçekleri gözler önüne sermektedir.
Hapishaneden cepheye gönderilen Anton Lysov, Karadeniz Filosu’nda denizaltıda görev yapan Vitaly, savaş alanında yaralı tahliye birliğini yöneten Vladimir Bernhardt ve elektronik harp merkezinde çalışan Zhenya; propagandaya neden inandıklarını, Rus ordusunun içindeki şiddeti ve çıkışsızlığı, firarlarını, savaşın hayatlarında bıraktığı izi Medyascope’a anlattı.
Anton Lysov, yanağında açılan delik nedeniyle içtiği suyun yarısının dışarı aktığını; Vovçansk’ta yıkılmış bir evin mahzeninde yirmi bir gün boyunca hiçbir şey yemeden, kazdığı çukurda biriken bulanık suyla hayatta kaldığını anlatıyor. Vladimir Bernhardt, morgda beş-altı kat üst üste yığılmış cesetleri ve torbalara konmuş kopmuş uzuvları gördüğünü hatırlıyor. Karadeniz kıyısındaki deniz üssünden kaçan Vitaly, zırh plakası bulunmayan bir çelik yelekle Ukrayna dronlarına karşı nöbet tuttuğunu; elektronik harp merkezinde çalışan genç programcı Zhenya ise haftanın yedi günü, on iki saatlik vardiyalarla cepheden gelen verileri izlediğini aktarıyor.
Anton Lysov, Vitaly, Vladimir Bernhardt ve Zhenya Rus ordusundan firarlarının ardından bugün Ermenistan’dalar. Biri cezaevindeki baskıdan kurtulmak için sözleşme imzaladı, biri gönüllü oldu, biri seferber edildi, biri zorunlu askerlik sırasında sözleşmeli askerliğe geçti. Dördünün anlatısı aynı yerde kesişiyor: Propaganda, cepheyi gizliyor, askerlerin hayatı komutanların kararından daha değersiz sayılıyor ve orduya girildikten sonra yasal bir çıkış yolu neredeyse kalmıyor.
Anton Lysov: Cezaevinden Vovçansk’taki mahzene
Anton Lysov 27 yaşında, Çuvaşistan’ın başkenti Çeboksarı’dan. Savaştan önce bilişim sektöründe çalışıyordu. Belarus’ta darknet üzerinden aldığı bir kundaklama işi nedeniyle yakalandı. Aracın üst düzey bir Belaruslu yetkiliye ait olduğunu bilmediğini, fakat şüphelendiğini; işi kimin verdiğini ise darknet düzeni gereği hiçbir zaman öğrenmediğini belirtiyor. İlk aylarda terör suçlamasıyla tutulduğunu, “aşırılıkçı” ve “terörist” muamelesi gördüğünü, defalarca ceza hücresine konduğunu ve dövüldüğünü anlatıyor:
“Belarus’taki mahkûmların yarısı 2020’de protestoya çıkan sıradan insanlardı. Lukaşenko, kendisine karşı çıkan herkesi hapsetti. Ressam Ales Puşkin’le “suçlular” için kurulan bir psikiyatri hastanesinde kaldım. Bir Alman askerinin portresini yaptığı için oraya konmuştu. Siyasi mahkûmlar sürekli baskı görüyordu; Ales sonunda cezaevinde öldü.”
Anton Lysov, kendi talebiyle Rusya’ya iade edildi. Mahkûm devrinin Smolensk bölgesinde standart prosedürle gerçekleştirildiğini anlatan Lysov, Rusya’daki cezaevi koşullarının Belarus’a kıyasla daha hafif olduğunu; buna karşın polislerin sürekli gelerek işlemediği suçları itiraf ettirmeye çalıştığını dile getiriyor. İradesini kırmak amacıyla silahlı muhafızlar eşliğinde bir cezaevinden diğerine, binlerce kilometre boyunca taşındığını da ekliyor.
Lysov, Novgorod’daki cezaevinde Rusya Savunma Bakanlığı’yla sözleşme imzaladı. Bugün bu kararı özgür iradeyle verilmiş bir seçimden ziyade, cezaevi baskısından kurtulma girişimi olarak tanımlıyor. 6 Mayıs 2025’te cezaevinden çıkarıldı; Voronej ve Luhansk’taki üç haftalık eğitimin ardından Vovçansk’a gönderildi. Cephede karşılaştığı ilk manzarayı “Ceset kokusu” sözleriyle hatırlıyor:
“Cepheye geldiğimde her yerde ceset kokusu, kaos ve düzensizlik vardı. Sıradan gün diye bir şey yoktu. Sıradan gün, havan mermisiyle, dronla veya başıboş bir kurşunla her saniye ölebileceğiniz gündü. Üç ağır beyin sarsıntısı geçirdim, travma sonrası stres bozukluğum var. Orada gördüğüm insanların neredeyse hepsi patlamalardan sarsıntı geçirmişti.”
Rus ordusunu “komutanların para kazandığı bir suç örgütü” diye tanımlayan Anton Lysov, Belgorod bölgesinde dokuz Rus askerinin cesedinin çıkarıldığını gördüğünü; iddiasına göre bu askerlerin kendi ordularındaki kişilerce öldürüldüğünü, paralarının alındığını ve kayıp gösterildikleri için maaşlarının başkalarınca çekilmeye devam edildiğini belirtirken, olayın faillerinin daha sonra hapse girdiğini, fakat benzer vakaların sürdüğünü öne sürüyor:
“Cephede bir askerimizi korkaklık gerekçesiyle gözümün önünde öldürdüler. Önce dizlerinden, sonra ellerinden, en sonunda başından vurdular. Emirlere uymayanları ya öldürüyorlar ya da ağır bir işkenceye maruz bırakıyorlardı. En yaygın yöntem insanı bir çukura atmak veya dron tehdidinin altında bir ağaca bir gün, bazen birkaç gün bağlamaktı. İlk kaçış girişimimde beni yakaladılar, dövdüler ve bir gün boyunca ağaca bağladılar. Ukrayna dronunun beni öldürmemesi mucizeydi. Üç gün hapiste tuttuktan sonra yeniden cepheye gönderdiler.”
Anton Lysov’a göre propaganda ile cephedeki gerçeklik arasındaki en büyük uçurum, ölüm korkusunda ortaya çıkıyor. Televizyonda savaşın bir atış poligonu, Rus askerlerinin ise korkusuz savaşçılar gibi sunulduğunu belirten Lysov, hücum emri geldiğinde en tecrübeli askerlerin bile sessizliğe gömüldüğünü vurguluyor:
“Bize beş dakika sonra Ukrayna mevzilerine hücum edeceğimiz söylendiğinde herkes daha saldırı başlamadan manen ölmüştü. Savaş görmüş gaziler bile tek kelime etmiyordu. Ön cephede savaşa inanan aptallar yok. Herkes yalnızca hayatta kalmaya çalışıyor. Savaşa inananlar, geride güvenli yerde üniformayla internette savaşçılık yapanlar.”
“Açlıktan üç gün ağır halüsinasyon gördüm”
Anton Lysov’un hikâyesinin en ağır bölümü, Vovçansk’taki bir mahzende geçiyor. Lysov’un anlatımına göre başarısız hücumda bir subay öldü, kendisi dâhil üç asker yaralandı. Bacağından, koltuk altından ve kolundan vurulmuş, aksayarak yürüyebiliyordu. Buna rağmen iki gün sonra tek başına bir mahzeni tutmakla görevlendirildi:
“Patlama üç dişimi kırdı, yanağımı deldi, burnumu yaraladı. Öldüğümü sanıp telsizden bildirdim. Sonra başımın yerinde olduğunu fark ettim ve hayatta kalmak için mahzenin köşesini kazmaya devam ettim. Yanağımdaki delikten dolayı içtiğim suyun yarısı dışarı akıyordu. İki gün sonra çürümeye başladım, ceset gibi kokuyordum; ama geri dönmeme izin vermediler. Yiyecek yoktu. Zeminde yarım metrelik bir çukur kazdım; dibinde bulanık su birikti. 21 gün onu içtim. Hiçbir şey yemedim ve 40 kilo verdim. Açlıktan üç gün ağır halüsinasyon gördüm. İnsanlar gelip bana yemek veriyordu; ağzıma götürdüğümde yemek elimden kayboluyor, onlar da bana gülüyordu. Ölmüş silah arkadaşımın beni çıkarmaya geldiğini gördüm ve onu bekledim. Aklımı kaybettim. Ayağa kalkınca bayılıyordum. FPV dron patlamalarıyla üç kez bilincimi yitirdim. Sonunda bir dron mahzenin içine girdi, patladı ve yapı çöktü. Günlerce enkazın altında bilinçsiz kaldım; hem Ruslar hem Ukraynalılar öldüğümü sandı.”
“Bu alçaklar için ölmeyeceğime karar verdim”
Hastanede yalnızca üç gün kalan Lysov, tekerlekli sandalyeden koltuk değneklerine geçer geçmez yeniden birliğine gönderildi. Enkaz altında ezilen bedeninin ve güçten düşen bacaklarının doğru dürüst muayene edilmediğini belirten Lysov’un firar kararını kesinleştiren şey, komutanlığın yaralı askerleri bile kesin ölüme sürmesiydi. Kendi bölüğündeki yaklaşık 120 askerin yüzde 95’inin hayatını kaybettiğini belirten Lysov, kaçışını şöyle anlatıyor:
“Komutanların kendi askerlerine halk düşmanı gibi davrandığını gördüm. Yaralıları tedavi etmiyor, sakatları ölüme gönderiyorlardı. Bu ülke ve bu alçaklar için ölmeyeceğime karar verdim. Orman mevzisinde iki arkadaşa ‘Burada öleceğiz, gidelim’ dedim; kabul ettiler. Sivil kıyafetlerle taksiye bindik ve şehirlerimize dağıldık. Altı ay kiralık bir odada saklandım. Komutanlar öldüğümü düşünüp beni kayıp yazmıştı. Havaalanında yakalanmaktan korktum ama uçağa binip doğrudan Ermenistan’a çıktım.”
Bugün Ermenistan’da iş bulmakta zorlanan Lysov, kendi ifadesiyle hayatını dürüst çalışarak sıfırdan kurmaya uğraşıyor. Orada da kendisini bütünüyle güvende hissetmediğini belirten eski asker, Ukraynalılara kişisel bir düşmanlık duymadığını ve onların özgürlük arzusuna saygı duyduğunu dile getiriyor. Putin’i ise “halka ihanet eden bir kasap” olarak nitelendiriyor:
“Savaş cehennem, kaos, ölüm, korku; vahşi bir safaridir. İnsanlar başlarının üzerindeki barış göğünün değerini bilmeli. Savaş romantik değildir; saf korku ve yeryüzündeki cehennemdir.”
Vitaly: Denizaltıda başlayan inanç, firarla başlayan itiraz
Vitaly 25 yaşında. Temmuz 2023’te Rus ordusuyla iki yıllık sözleşmeyi gönüllü olarak imzaladı. Kararında, St. Petersburg’daki denizcilik okulunda askerliği “saygın ve havalı” bulan arkadaşları ile öğrencilere askerî kariyerin olanaklarını anlatan görevlilerin etkisi vardı. Novorossiysk’te Karadeniz Filosu’na bağlı bir denizaltının seyrüsefer sistemlerinin bakımını üstlendi ve deniz üssünde nöbet tuttu. Ön cepheye hiç gitmedi; savaşın ölülerini ve yaralılarını yalnızca cepheden dönen askerlerin hikâyelerinden biliyordu. Askerliğinin başında ülkesiyle gurur duyuyor, Rusya’nın haklı bir savaş yürüttüğüne inanıyordu. Zamanla bu inancın propaganda üzerine kurulu olduğunu fark etti:
“Başlangıçta ülkemle gurur duyuyordum. Ukrayna’ya ve Ukrayna halkına barış ve özgürlük götürdüğümüze inanıyordum. Beni kimse zorlamadı; seçeneğim vardı ve propagandaya inandım. Aptallığım için kimseyi suçlamıyorum. Ama savaşa çağırıp kendileri hiçbir zaman savaşmayacak Putin’den, milyarderlerinden, propagandacılardan ve ikiyüzlülerden nefret ediyorum.”
Askerliğinin ilk yılında savaşa duyduğu inanç sarsılmaya başladı. Mayıs 2024’te Novorossiysk’e düzenlenen büyük dron saldırısı, ona Rus savunmasının ne kadar hazırlıksız olduğunu gösterdi; kendisine zırh plakaları bulunmayan bir çelik yelek verilmişti. Aralık 2025’te kamikaze bir sualtı dronu üsse girerek iskeledeki denizaltıyı az farkla ıskaladı ve patlamada bir kişi öldü. Nisan 2026 başındaki başka bir saldırıda ise Rus hava savunma füzesinin yakındaki bir gemiye yanlışlıkla isabet etmesi sonucu üç kişi hayatını kaybetti.
Vitaly’nin gözünde Rus ordusu, yolsuzlukla kuşatılmış, kendi askerlerine köle gibi davranan ve uyuşturucu bağımlılarının dahi saflarına alındığı bir yapıya dönüşmüştü:
“Rus ordusu düzenli bir ordu değil; çok yolsuz bir yapı. İnsana ve insan hayatına çöp, askere köle gibi davranılıyor. Uyuşturucu bağımlıları, alkolikler, mahkûmlar, engelliler, para için gelen paralı askerler ve zorlanan insanlar orduya alınıyor. Bir de benim gibi kendi isteğiyle gidip sonradan ne kadar aptal olduğunu anlayan küçük bir grup var. Dört yıllık savaştan sonra gerçekten inanan çok az kişi kaldı. Ordudan resmen ayrılmanın üç yolu var: Engelli olmak, cezaevine girip oradan yeniden savaşa gönderilmek veya ölmek.”
“Cinayetlerin, Ukrayna halkına yönelik soykırımın ve faşizmin parçası olmak istemedim”
Denizaltıda görev yapan eşcinsel bir askerin, komutanlar tarafından uykusuz bırakma ve başka çeşitli psikolojik baskı yöntemlerine maruz bırakıldığını anlatan Vitaly, bu sürecin askerin intihara teşebbüs etmesine yol açtığını dile getiriyor. Ona göre savaşın diğer askerler üzerindeki etkisi de benzer biçimde yıkıcıydı: Umutsuzluk ve intihar eğilimi derinleşiyor, bazı askerlerde sadist davranışlar ortaya çıkıyor, alkol ve uyuşturucu kullanımı ise yaşananları bastırmanın bir yoluna dönüşüyordu.
Vitaly kaçışını ise şöyle tanımlıyor:
“Kaçışım her şeyden önce savaşa karşı bir protestoydu. Cinayetlerin, Ukrayna halkına yönelik soykırımın ve faşizmin parçası olmak istemedim. Rusya’nın faşizm ve emperyalizm hastalığına yakalandığını düşünüyorum. Ayrıca her an hücum piyadesine gönderilebilirdim. Sınır kontrolünden geçmek en korkutucu andı; fakat resmen izindeydim ve bu benim mazeretimdi.”
Vitaly, bugün Ermenistan’da “Solid Sign” projesinde gönüllü çalıştığını ve başka askerlerin ordudan kaçmasına yardım ettiğini söylüyor. Gümrü’de Rus askerî üssü bulunduğu için risk hissetse de Ermeni polisinin Rus asker kaçaklarını yakalamamasını önemli görüyor. Ukrayna halkına ilişkin düşüncelerini ise şu sözlerle dile getiriyor:
“Ukrayna halkı için üzülüyorum. Bir zamanlar kardeş halklardık; yaptıklarımızdan sonra bu geçmişte kaldı. Savaşları devlet liderleri başlatıyor, sıradan insanlar onların piyonu oluyor. Saçmalamayı bırakıp savaşı gerçekten bitirmek ve Putin için savaşmak istemeyen insanlara gerçekten yardım etmek gerekiyor.”
Vladimir Bernhardt: Madalyalı komutandan Putin karşıtı firariye
Vladimir Bernhardt 46 yaşında ve Krasnodar bölgesinden. Güvenlik ve kolluk kurumlarında, hukuk alanında ve kamu yönetiminde çalıştı; iki bine kadar personelin sorumluluğunu üstlendi. Kazak teşkilatlarında görev yaptı, bölgesel powerlifting ve dövüş sporları şampiyonlukları kazandı.
Kendisini hâlâ Rus halkının vatanseveri olarak görüyor; Rus devletini ise “hırsızlar ve yolsuzlar tarafından yönetilen” bir yapı olarak değerlendiriyor. 2014’te propagandanın etkisiyle Ukrayna’yı düşman,........
