menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bedri Baykam ile söyleşi: “Yapı Fenerbahçe’nin en az 2 şampiyonluğunu elinden aldı”

18 0
02.07.2026

Son güncelleme: 2 Temmuz 2026 -

Bedri Baykam ile söyleşi: “Yapı Fenerbahçe’nin en az 2 şampiyonluğunu elinden aldı”

2 Temmuz 2026 Perşembe

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Sanatçı ve yazar Bedri Baykam, Medyascope’a Fenerbahçelilik kimliğini, 3 Temmuz sürecini, kulübün Cumhuriyet değerleriyle kurduğu bağı, Aziz Yıldırım, Ali Koç ve Sadettin Saran dönemlerine ilişkin değerlendirmelerini anlattı. Baykam, Fenerbahçe’nin son yıllardaki sportif sorunlarını transfer politikası, aidiyet duygusu, yönetim hataları ve futboldaki “yapı” tartışması üzerinden yorumladı.

Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.

Bedri Baykam, Fenerbahçe’nin kimliğini Cumhuriyet, demokrasi ve insan haklarıyla ilişkilendirerek tanımladı.

Fenerbahçelilik sadece saha içi başarılarla değil, tarihsel ve kültürel değerlere bağlı bir aidiyet hissi olarak ifade edildi.

Futbolda transfer politikasının yanı sıra aidiyet duygusunun da önemli olduğu vurgulandı.

Baykam, Aziz Yıldırım’ı Cumhuriyetçi ve Atatürkçü değerleri temsil eden bir lider olarak destekledi.

Sadettin Saran’ın başkanlığını eleştirerek, kulübe zarar verdiğini ifade etti.

Sanatçı ve yazar Bedri Baykam, Fenerbahçe üzerine Medyascope’a konuştu. Kendisini “çok koyu ama objektif bakmaya çalışan” bir Fenerbahçe taraftarı olarak tanımlayan Baykam, Fenerbahçelilik kimliğinin yalnızca saha içi başarılarla açıklanamayacağını söyledi. Baykam’a göre Fenerbahçe’nin tarihsel kimliği; Cumhuriyet, Atatürkçülük, demokrasi, kadın-erkek eşitliği ve insan haklarıyla kurduğu bağdan ayrı düşünülemez. Röportajda 3 Temmuz sürecinden başkanlık seçimlerine, transfer hatalarından “yapı” tartışmasına, Aykut Kocaman’dan İsmail Kartal’a kadar Fenerbahçe gündeminin birçok başlığı ele alındı.

“Fenerbahçelilik ruhu cumhuriyetçidir, Atatürkçüdür”

Siz çok koyu bir Fenerbahçe taraftarısınız. Fenerbahçelilik sizin için yalnızca saha içi bir aidiyet mi, yoksa kültürel ve tarihsel bir kimlik mi?

Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ama şunu da söyleyeyim: Ben kötü oynadığı zaman “kötü oynadı” derim. Fenerbahçe galibiyeti hak etmediyse “bugün galibiyeti hak etmedi” derim. Çok koyu taraftarım ama objektif bakmaya çalışıyorum.

Fenerbahçelilik ruhu dediğimiz şey yalnızca maç kazanmakla ilgili değil. Ben babadan Fenerbahçeliyim. Babam beni daha iki-üç yaşındayken Fenerbahçeli yaptı. Ben de oğlumu annesinin karnındayken Fenerbahçeli yaptım. Babam bana Fenerbahçe’nin sarı-lacivertini anlattı ama sadece takımını anlatmadı; Kurtuluş Savaşı’nı, Fenerbahçelilerin Anadolu’ya nasıl silah çıkardığını, nasıl mücadele ettiğini de anlattı. Daha dört-beş yaşındayken bunları duymuş olmamın üzerimde büyük etkisi var.

Onun için Fenerbahçelilik ruhu cumhuriyetçidir, Atatürkçüdür. İnsan haklarına, kadın haklarına, demokrasiye değer verir. Diğer kulüpler de bizim kadar Atatürkçü olduklarını söylesinler, bununla gurur duyarız; kıskanmayız. “Biz Atatürkçüyüz, siz nereden çıktınız?” demeyiz. Tam tersine, keşke bu konuda bir yarış olsa; kim Cumhuriyet’e, Atatürk’e, 23 Nisan’a, 29 Ekim’e, 10 Kasım’a daha çok sahip çıkacak diye yarışsak.

Fenerbahçelilik ruhunun bu konularda rüştünü ispat ettiği noktalardan biri Gülencilerle yapılan mücadeledir. Fenerbahçe o süreçte çok sağlam durdu ve Türkiye’ye örnek oldu. Aziz Yıldırım’ın “Ne şikesi, memleket elden gidiyor” sözü bu açıdan tarihimiz adına çok önemlidir. Fenerbahçe’nin 10 Kasım’da, 29 Ekim’de, 23 Nisan’da gösterdiği refleks de bu kimliğin parçasıdır. Açık konuşayım, diğer takımlar bu konuda Fenerbahçe’den sonra gelir. 3 Temmuz da bu yüzden yapıldı. Fenerbahçe, Atatürk’ün, demokrasinin ve Cumhuriyet’in temel değerlerinin en sert koruyucularından biridir. Cumhuriyet değerlerinin başlıca koruyucu odaklarından biri olan Fenerbahçe’nin, Cumhuriyet’i yıpratmak isteyenlerin ana hedefi haline gelmesi normaldir.

Doğrudan siyasete girmek istemem ama bugün CHP nasıl hedef haline getiriliyorsa, o dönem de Fenerbahçe’nin de hedef yapılması normaldi.

Ben Aziz Yıldırım’ı Metris’te ziyaret ettiğimde bana bunun Gülencilerin operasyonu olduğunu fısıldayarak söylemişti.

Fenerbahçe’nin futbolcularındaki temel problem sizce nedir?

Futbolda kimi satın alacağınızdan daha önemlisi, kimi satmayacağınızdır. Çünkü yeni aldığınız oyuncu büyük umutlarla gelir; gözünüzde parlatılır, şişirilir ama tutup tutmayacağını bilemezsiniz. Bir futbolcunun Türkiye’ye uyum sağlaması gerekir. Eşi burayı sevecek, kendisi ortamı sevecek, yemekleri sevecek, kulüpteki insanlarla ilişkisi iyi olacak, kendini suda balık gibi hissedecek. Büyük umutlarla yaptığınız transferlerin tutup tutmayacağını baştan göremezsiniz.

Ama bir futbolcu artık burayı seviyorsa, seyirciyi ateşliyorsa, maçların önemini bizim ona anlatmamız gerekirken o bize anlatacak hale geldiyse, onu ne yapıp ne yapıp tutacaksınız. Josef de Souza iki buçuk kişilik oynuyordu. İleri geri, iki buçuk ciğerli bir futbolcuydu. Onu gereksiz yere sattık. Ondan aldığımız parayla lüzumsuz iki-üç futbolcu aldık ve hiçbir zaman onun yerini dolduramadık.

Valbuena’yı sattıklarına hâlâ inanamıyorum ve hâlâ affedemiyorum. ‘Yaşlandı’ denilerek takımdan uzaklaştırıldı. Oysa lider bir futbolcuydu; oyun kurucuydu, mağlubiyeti reddeden bir insandı, kanının son damlasına kadar çarpışan bir oyuncuydu. Saha görüşü, hırsı ve futbol zekası vardı. Ondan sonra kaçırdığımız sezonlardan en az ikisinde Valbuena bizi şampiyon yapabilirdi.

Miroslav Stoch da aynı şekildeydi. Josef, Valbuena ve Stoch gibi oyuncular Fenerbahçe’ye uyan oyunculardı. Bunları takımda gördüğünüz zaman taraftar olarak rahatlarsınız. “Burada Josef var, burada Valbuena var, burada Stoch var” dersiniz. Ama biz bunların değerini bilemedik. Batshuayi için de aynı şeyi düşünüyorum. Çok iyi bir ikinci santrforu, çok iyi bir yedekti. Her an maç döndürebiliyordu.  Fenerbahçe’de kimyası vardı. Galatasaray’a gittiğinde Fenerbahçe’deki veriminin fersah fersah uzağında kaldı. Demek ki bir oyuncunun burada iyi oynaması, her yerde aynı şekilde oynayacağı anlamına gelmiyor.

Bugün de benzer iddia ve sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz: Rashford bize gelirse ne kadar verimli olup olmayacağını bilmiyorum, ama Talisca’nın burada yeni büyük bir eve geçtiğini İstanbul’da yaşamayı artık sevdiğini ve geçen sene 30 gol attigini biliyorum. Şimdi Rashford’un transferi nedeniyle Talisca yollanacaksa ben tabii ki böyle bir maceraya girilmesini son derece yanlış bulurum.

Bir futbolcunun başarısında yetenek kadar takımla ve atmosferle kurduğu ilişki de belirleyici mi?

İkisi de önemli. Yetenek çok önemlidir ama çevre uyumsuzluğu yaşarsa o yetenek cilalanıp parlayacağına grileşir ve yok olur. Batshuayi’nin burada iyi yeşerdiğini, iyi randıman verdiğini gördük. Onu tutmak gerekiyordu. Birine yeni ev tahsis edersiniz, birine 500 bin dolar fazladan verirsiniz; bu iş böyledir. Takımı kafanızda yapıyorsanız o oyuncuyu kaçırmayacaksınız.

Aidiyet duygusu çok önemlidir. Bir futbolcuyu parayla transfer edebilirsiniz ama o futbolcunun sanki Kadıköy’de doğmuş bir taraftar gibi oynamasını sağlamak çok zordur. Galatasaray bunu bazı oyuncularda sağlayabiliyor. Icardi’de, Torreira’da, Osimhen’de bunu yarattılar. Biz de Fenerbahçe’ye uyan oyuncuların değerini bilmek zorundaydık.

“Aziz Yıldırım Cumhuriyetçi ve Atatürkçü”

Son seçimde Aziz Yıldırım’ı desteklediniz. Bu tercihinizde Fenerbahçe’nin Cumhuriyetçi ve laik değerleri belirleyici oldu mu?

Evet. Ben bu genel kurulda Aziz Bey’in bu değerlere Ali Koç’tan sonra en iyi sahip çıkacak aday olduğunu düşündüm ve onu destekledim. Yapıyı yıkacağına da gönülden inanıyorum. Ayrıca geçmişten kalan takımı yeniden şampiyon yapma hırsının bilendiğini, bunun da takımı ateşleyeceğini düşündüm. Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıkların üzerine, federasyona, Merkez Hakem Kurulu’na ve PFDK karşı daha güçlü gideceğine inandım. Aziz Yıldırım’ı desteklemem, onun Fenerbahçe’nin Cumhuriyetçi ve Atatürkçü değerlerini temsil ettiğine inanmamla da ilgiliydi.

Aziz Yıldırım’ın karşısındaki aday Hakan Safi hakkında nasıl bir izlenim edindiniz?

Hakan Bey, Aziz Yıldırım hakkında yaptığı yorumlarla kendi kendini yok etti. Bir Fenerbahçe üyesi olarak oyunuzu Ali Koç’a, Aziz Yıldırım’a verebilirsiniz. Aday da olabilirsiniz. Ama Fenerbahçe’nin tarihini bilen, 3 Temmuz’u bilen, bütün olayın nereden nereye gittiğini bilen bir insan Aziz Yıldırım için “eski zihniyete bay bay diyeceğiz, bir daha sakın uğramayın buralara” gibi bir dil kullanamaz.

Orada şunu gördüm: Fenerbahçe Başkanı olacak olgunlukta, dil dinginliğinde ve tarih bilincinde değil. İktidara ne kadar yakın olduğunu doğrudan bilemem; bu konuda kanıtım yok. Ama böyle bir algının oluşması bile Fenerbahçe üyeleri ve taraftarı üzerinde ters etki yaratmış olabilir. Fenerbahçe Başkanı olmak istiyorsanız, bu kitlenin neye duyarlı olduğunu bilmeniz gerekir.

Konu yalnızca iktidara muhalif olmak değil. Fenerbahçe kitlesi Cumhuriyet’e, demokrasiye, Atatürkçülüğe, kadın-erkek eşitliğine ve insan haklarına duyarlıdır. Siz bunu yeterince hazmetmemişseniz, arabanız tökezler; sonra da “benzinime ne karıştı” diye bakar kalırsınız.

“İktidarın ve Fenerbahçe’nin rotası farklı”

Sizce siyasetin spora etkisi var mı? Mevcut iktidarla Fenerbahçe arasında bir gerilim görüyor musunuz?

Bu konuda birebir yüzde yüz emin olduğumuz şeyleri söylemek zor. Ama verilere bakınca bir rota farkı görüyorum. İktidarın son 25 yıldaki uygulamalarına bakıyorsunuz; 10 Kasım’da, 29 Ekim’de, Cumhuriyet ve Atatürk anmalarında yaşananlara bakıyorsunuz. Kimi zaman önemli günlerde farklı gerekçelerle anmaların ya da kutlamaların geri plana itildiğini, Atatürk anıtına çelenk konmasını zorlaştırdığını gördük.

Ben duyumlarla değil, verilerle konuşmak isterim. Bu saydığım veriler, iktidarın bu konudaki duyarlılığının ve reflekslerinin Fenerbahçe’den çok farklı olduğunu gösteriyor. Fenerbahçe, 29 Ekim’i ya da 23 Nisan’ı kutlamamak için böyle gerekçeler bulmaz. Daha güzel kutlamak için gerekçeleri........

© Medyascope