Çerçeve Yasa Ve Muhalefetin Fay Hatları – Adnan Yılmaz Yazdı
Çerçeve Yasa tartışması, Türkiye siyasetinde görünenden çok daha büyük bir kırılmayı ortaya çıkardı.
İlk bakışta mesele bir yasa düzenlemesi…
Ancak biraz daha dikkatli bakıldığında görünen şudur:
Çerçeve Yasa, muhalefetin yıllardır üzerini örttüğü siyasi fay hatlarını ortaya çıkaran bir turnusol kâğıdına dönüşmüştür.
Çünkü CHP‘nin baktığı yer başka…
İYİ Parti‘nin baktığı yer başka…
Zafer Partisi çok daha sert bir hatta duruyor.
Yeni Parti ise daha kuruluş aşamasında farklı siyasi damarları aynı çatı altında tutmaya çalışırken, Çerçeve Yasa konusunda kendi içerisinde ciddi bir sınavla karşı karşıya kalıyor.
Ve bütün bu tartışmaların üzerine Mansur Yavaş‘ın açıklaması geliyor.
İşte o andan itibaren mesele artık yalnızca Çerçeve Yasa olmaktan çıkıyor.
Mesele, 2028 Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin hangi siyasi kimlikle ve hangi seçmen koalisyonuyla sandığa gideceği meselesine dönüşüyor.
Türkiye’de Muhalefetin Ortak Paydası Sarsılıyor
Türkiye’de muhalefet uzun zamandır ortak bir siyasi payda üzerinden hareket ediyor:
“Erdoğan karşıtlığı.”
Fakat seçim kazanmak için yalnızca kimin karşısında olduğunuzu söylemeniz yetmez.
Seçmene, iktidara geldiğinizde nasıl bir Türkiye kuracağınızı da anlatmanız gerekir.
İşte Çerçeve Yasa tartışmasının asıl önemi burada ortaya çıkıyor.
Çünkü tartışma yalnızca “barış” ya da “terörsüz Türkiye” kavramları üzerinden yürümüyor.
Ve Türkiye‘nin gelecekte nasıl yönetileceği…
Bütün bunlar aynı anda masaya geliyor.
Dolayısıyla seçmenin sorduğu soru artık sadece:
“Bu yasaya evet mi, hayır mı?”
“Bu süreç Türkiye’yi nereye götürecek?”
Dem Parti’nin Beklentisi İle Muhalefetin Kaygısı Aynı Yerde Değil
Çerçeve Yasa konusunda DEM Parti‘nin beklentisi, düzenlemenin yeni bir siyasi dönemin başlangıcı olması yönünde şekilleniyor.
Kandil ve İmralı eksenindeki gelişmeler de bu sürecin yalnızca Meclis‘teki bir yasa düzenlemesinden ibaret olmadığını gösteriyor.
İktidar cephesi ise meseleyi Suriye, Irak, İran ve giderek daha geniş bir Ortadoğu jeopolitiği içerisinde, silahsızlanma sürecinin hukuki zemininin oluşturulması şeklinde sunuyor.
Ancak muhalefetin önemli bir bölümünün kaygısı başka:
“Bu süreç nasıl yürütülecek?”
“Türkiye daha önce yaşadığı açılım sürecinin yarattığı siyasi travmaları yeniden yaşar mı?”
Habur‘daki görüntülerden kamuoyunda “çadır mahkemeleri” olarak tartışılan sürece kadar uzanan tecrübe hâlâ hafızalarda.
Muhalefetin bir bölümü tam da bu nedenle yalnızca sonuca değil, yönteme itiraz ediyor.
Çünkü yanlış yürütülen bir sürecin siyasi bedelini kimin ödeyeceği sorusu hâlâ ortada duruyor.
Yeni Parti’nin Asıl Sınavı: İki Farklı Tabanı Aynı Çatıda Tutmak
Çerçeve Yasa, Yeni Parti açısından sıradan bir Meclis oylaması değildir.
Çünkü Yeni Parti‘nin siyasi tabanında farklı damarlar bulunuyor.
Bir tarafta CHP‘den gelen Atatürkçü ve ulusalcı seçmen…
Diğer tarafta İYİ Parti‘den gelen milliyetçiler…
Ve mevcut siyasi partilerden memnun olmayan, yeni bir merkez arayışındaki seçmen…
Bu yapı, Yeni Parti‘yi aynı zamanda kendi içinde zor bir denklemin ortasına yerleştiriyor.
“Barış sürecine karşı çıkıyor” görüntüsü vermeme kaygısı…
“Güvenlik, üniter yapı ve devletin bütünlüğü” konusundaki seçmen hassasiyeti…
İki tarafın arasında siyaset yapmaya çalışmak, doğal olarak siyasi bir yalpalama yaratıyor.
Nitekim parti içerisinde Çerçeve Yasa konusunda farklı ve karşıt eğilimlerin ortaya çıkması, bu sıkışmanın yalnızca kulislerde kalmadığını gösterdi.
Özgür Özel ve parti yönetiminin “evet” yönündeki tutumuna rağmen milletvekillerinin serbest bırakılması da aslında bu siyasi sıkışmanın bir sonucuydu.
Çünkü parti yönetimi, kendi tabanına vereceği cevap........
