Aydın – Suay Karaman Yazdı
Ülkemizde bilgili olmak ile aydın olmak birbirine karıştırılmaktadır. Bilgili olan herkesin aydın olması beklenemez. Belirli bir konuda eğitim görenlere, uzmanlaşanlara, hatta profesör unvanı alanlara bilgili demek doğrudur ama hepsine aydın demek bizi yanlışa sürükleyebilir.
Dil Derneği’nin Türkçe Sözlüğü’nde aydın şöyle tanımlanmaktadır: “kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, çağın gereksinmelerini benimseyen, değerlendirme yetisi gelişmiş kimse”. Aydın, ulusalcıdır, ulusal devleti ve eşit paylaşımı savunur, sözüne güvenilen, ilkeli, erdemli, ülkesinin sorunlarına çözüm önerileri getiren, yapılan hukuksuzluklara ve haksızlıklara tepki veren, dürüst bir kişilik yapısına sahiptir. Aydın olmanın ilkeleri arasında, küreselleşmeye, sömürüye, liberalizme, kapitalizme, çok uluslu şirketlere ve özelleştirmeye karşı koymak vardır. Aydın olmak, aydın olmanın bilincine varmak, her bilgi sahibinin kolaylıkla üstesinden gelebileceği bir olgu değildir. Aydın, ülkesini ve olayları sadece yorumlayan değil; aynı zamanda ülkesini geliştirmek için korkmadan cesaretle mücadele eden kişidir. Bunun yanında ülkemizde aydın olmanın koşulları Kemalist ilke ve devrimlere sahip çıkmaktır, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığında buluşmaktır.
13 Mart tarihinde yaşama veda eden Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı tarihi konusunda bilgili bir akademisyendi; toprağı bol olsun, huzur içinde uyusun. Ölüm, hangi yaşta olursa olsun, çok zor ve ağır bir olaydır. Toplumumuzdaki eskimiş bir görüşe göre ölen kişinin arkasından konuşulmayacağı söylenir ve ölüm sonucunda, ölen insanın genellikle olumlu tarafları anımsanır. Ancak ölüm, önemli kişiler dahil hiç kimseye bir ayrıcalık kazandırmaz, ölen kişinin olumlu ve olumsuz yönleri masaya yatırılır. Topluma mal olmuş kişiler yaptıkları ve yapmadıkları ile değerlendirilir. Önemli kişileri tarihin neresinde durduğu ile yargılamak gerekir. İlber Ortaylı’nın hayatını gözden geçirdiğimizde ise övgü yazmak zordur.
Ülkemizde Ergenekon, Balyoz gibi birçok davalar yürütülürken, onlarca insan haksız yere tutuklanırken, eğitim dinselleştirilirken, laiklik ayaklar altına alınırken; cumhuriyet değerleri yok sayılırken aydın insanın tepki vermesi gerekir. Sadece salonlarda ve televizyonlarda hoş sohbetler ederek, aydın olunamaz.
20 Nisan 1996 tarihinde kutlu doğum haftasında konuşma yapan İlber Ortaylı, Fethullah Gülen’in düzenlediği Türkçe Olimpiyatlarında ve Abant Toplantılarında da görülmeye başladı. 8 Mart 2004 tarihinde Gazi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘“Ziya Gökalp-Ulus Devlet ve Küreselleşme” sempozyumunda konuşan İlber Ortaylı; “Kimdi bu Ziya Gökalp? Falanca sosyoloğun kötü bir kopyası değil miydi? Onunla ilgili olarak buraya toplanıp konuşmaya değer miydi?” diyerek aşağılaması ve hakaret etmesi herkesi şaşırtmıştı. O zaman neden katıldın bu sempozyuma diye sorarlar insana? Sempozyumda kendini Ziya Gökalp üzerinden şişirmesi, karakterini ortaya koymaktadır.
2006 yılında Prof. Dr. Toktamış Ateş ve Prof. Dr. Eser Karakaş ile birlikte yazdığı ‘Barış........
