Had Nedir, Neden Bilinmesi Gerekir? – Melih Demirel Yazdı
Şimdi bir soruyla başlayalım.
Bugünlere bir günde mi geldik?
Yaklaşık iki aydır bu ülke, siyasetin en kirli enstrümanlarından biri olan kara propaganda makinesinin nasıl çalıştığını ibretle izliyor. İki aydır manipülasyonun laboratuvar ortamında nasıl üretildiğine, algının nasıl servis edildiğine, hakikatin nasıl boğulmaya çalışıldığına canlı canlı tanıklık ediyoruz. Öyle bir hava estiriliyor ki, sanırsınız mutlak butlan tartışmaları dün başlamış… Sanırsınız CHP’nin tarihinde görülmemiş hülleli kurultay davası yeni ortaya çıkmış… Sanırsınız iki buçuk yıldır yaşananlar hiç yaşanmamış.
Bir gecede yeni bir tarih yazmaya kalkıyorlar.
Olmaz beyler… Olmaz. Bugün tutsa yarın tutmaz. Asfaltı hileli yollarda iki adım atılsa üçüncüsü tarih kuyusunun dibidir.
İki buçuk yıldır neler söylendi?
“Alan değişimci, veren değişimci…”
“Birbirlerine hafiyelik yapan değişimci…”
“Partiyi töhmet altında bırakmayın.” dedik.
“Koltuk uğruna Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartıştırtırmayın, bu meseleyi kulak ardı yapmayın.” dedik.
Şimdi dönmüş, bütün bu enkazın tüm faturasını Kemal Kılıçdaroğlu’na kesmeye kalkıyorlar.
Herkes önce haddini bilecek.
Sonra konuşacak. Çünkü had bilmeyenin söylediği sözün hiçbir kıymeti yoktur. Önce dönüp kozmik oda tartışmalarıyla hafızalara kazınan hemşehrisinin kapısına kimlerin kulp olduğunu sorgulayacaksınız. Önce mutlak butlan kararı çıkmasın diye kimlerin hangi kapıları aşındırdığını, kimlerden ne tür güvenceler beklediğini sorgulayacaksınız. Önce, “Bu karar çıkarsa bileklerimi keserim.” diye nereden ne garanti alıp bu kelimeleri sarf edenlerden hesap soracaksınız. Önce posta güvercinliği yaparak siyaset mühendisliğine soyunanlardan hesap soracaksınız. Önce dün alkışladığınız, bugün ise adını bile........
