Devlet – Melih Demirel Yazdı
Devlet kutsaldır.
Ama bu kutsallık, mermer sütunlardan, soğuk duvarlardan, mühürlü kapılardan gelmez. Devletin kutsallığı, onu omuzlarında taşıyan milletin alın terinden, toprağa düşen şehidinin kanından, bir annenin evladını kışlaya uğurlarken döktüğü gözyaşından, çiftçisinin, emekçisinin, işçisinin ; el emeğinden, çocuk ve gencinin ufka Cumhuriyete aidiyetle bakan gözlerinden doğar.
Nitekim bu şiarda;
Devlet, binalardan ibaret değildir.
Devlet, bir tabeladan, bir protokolden, bir resmî törenden ibaret hiç değildir.
Devlet, milletin vücut bulmuş iradesidir.
Binlerce yıldır ayakta duran Türk devleti, bunu sarayları sayesinde değil; milletinin direnci sayesinde başarmıştır.
Hun’da millet vardı, devlet kuruldu.
Göktürk’te millet vardı, devlet yükseldi.
Selçuklu’da millet vardı, devlet kök saldı.
Osmanlı’da millet vardı, devlet asırlarca ayakta kaldı.
Cumhuriyet’te millet vardı, devlet yeniden doğdu.
Devlet önce gelmedi, millet önce vardı. Millet, devleti yarattı ve devlet, milletle anlam kazandı.
Onun için “Devlet yaşasın” demek yetmez.
Asıl hayati olan şudur:
Millet yaşat ki, devlet yaşasın. Çünkü milleti yıpranan bir devlet, ne kadar güçlü görünürse görünsün; içten içe çürümeye mahkûmdur. Devlet, yurttaşını ezen bir aygıta dönüştüğü an, kutsallığını kaybeder. İnsanı yok sayan bir devlet, kendi temelini dinamitlemiş demektir. Zira devlet, insan için vardır. İnsan, devlet için değil. Cumhuriyet işte bu anlayışın adıdır.
Cumhuriyet; kul değil, yurttaş yetiştiren bir rejimdir.
Cumhuriyet; biat değil, bilinç ister.
Cumhuriyet; korku değil, onur ister.
Atatürk’ün kurduğu devlet, insanı........
