menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ben Kadıya Derdimi Anlatıyorum Ama…- Melih Demirel

14 0
15.04.2026

Türkiye’de siyaset, iktidarın yorgunluğu ve muhalefetin yetersizliği arasında sıkışmış durumda. Melih Demirel, iki tarafın da çıkmazını sert ifadelerle analiz ediyor.

Türkiye’de siyaset, iktidarın yorgunluğu ve muhalefetin yetersizliği arasında sıkışmış durumda. Melih Demirel, iki tarafın da çıkmazını sert ifadelerle analiz ediyor.

Bildiğiniz, deneyimlediğiniz; yer yer heyecan duyduğunuz, yer yer küfür ettiğiniz ancak bolca saç baş yolduğunuz üzere ülkemiz, siyasetin, daha doğrusu siyasetsizliğin adeta dibini sıyırıyor. Gelin taraflara değinelim…

Metal yorgunluğunun zirvesinde, yarın seçim takvimi açıklansa memlekete acaba ne vaat edecekler dediğimiz; “Ee yani nesini söyleyeyim, insan ne yaşadığını bilir, görüyorsunuz!” dediğimiz iktidar tarafı,

Dillerdeki tüy stoğunu sıfırlayan, tarihin en acayip, istikametsiz ve bana göre en başarısız ana muhalefeti…

Şimdi sorunumuz nedir?

Gerek hayata baktığımız ideolojik açıdan, gerekse de yıllardır yaşadığımız etkenlerden kaynaklı olarak biz, AKP iktidarının değişmesini istiyoruz değil mi? Evet. Ancak sorun burada; sadece istiyoruz. Yani bir temenni gibi düşünün. Daha da teorik yaklaşayım: Deveye hendek atlatmak gibi, Türkiye’nin AB hayali gibi, Ay’a dört gidiş dört gelişli otoban yapmak gibi, hatta Zeki Müren’in dirilip Harbiye’de konser vermesi gibi… Abartmıyorum, durum abartısız böyledir.

Bir şeyler olsun ama nasıl olursa olsun tavrı… Ee tabii o bir şeyleri yapacak olan halk değil. Halk zaten demokratik zeminde kendini yönetecekleri değil, yönetenlerden hakkını soracak olanları, yani iktidarı çalıştırma vazifesi olan muhalefete de yetki veriyor. İşte geldik diğer soruna ki bence son dönemde en büyük sorun…

(2023 Kasımından sonra yeni icat edilen, 2025 Martından sonra da “şahsım muhalefeti” olarak güncellenen muhaletimsi bir acayip oluşum!)

Ee dedik ya, anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz! Dillerdeki tüy stoğunu da bitirdiler malumunuz…

Efendim, geçtiğimiz hafta Çarşamba günü Medya Siyaset TV’de Murat Selamoğlu’nun konuğu, memleket için dirseklerini kaç defa çürüttüğünü sayamadığım değerli hocam Prof. Dr. Duran Bülbül’dü. Yayın bütünüyle çok önemliydi tabii ama bilhassa vurgulanan başlıkları X hesabımda da paylaştım. Tavsiyedir; izlemeyenler bütünüyle muhakkak izlemeli…

Ez cümle, Duran Hoca neyin vurgusunu yaptı?

Memleketin yönetimine talip olanlar evvela kendini silkelemeli; arınmalı, aklanmalı ve hesap vermeli. Sonrasında da alnı dik biçimde siyaset yapmalı, yani defolu yüklerinden kurtulmalı.

Tabii gerek kıymetli Duran Hoca, gerekse de bizler bunu bir haftadır söylemiyoruz. Arşivlere bakıldığı zaman dilimizdeki tüylerin akıbeti de belli olur!

Yani öyle bir döneme denk gelmişiz ki atmışlar bizi okyanusun ortasına, “Sizi en yakın adaya yılan çıkaracak” diyorlar. “Yahu bu yılan kardeşim!” diyoruz. “Yok” diyorlar, “Bu yılansa da bizim yılanımız!”

Bak diyorlar, “Kanser olmuşsunuz, bunun ötesi zaten ölüm; gelin bizde sıtma var!”

Yani diyorlar ki “Şu karşıya geçerseniz kurtulacaksınız ama akrebin sırtında geçin!”

Şimdi sıyrılalım metaforlardan…

Madde madde sıralayıp yormayacağım sizleri. Bu kulaklar bunu duydu çünkü ve eminim duyanlarınız da olmuştur:

“Ne olmuş yahu, velev ki hırsız var! Hırsızsa da bizim hırsızımız.”

Ne demiştik efendim başlıkta?

Ben kadıya derdimi anlatıyorum ama…

Boş verin gerisini; nitekim ahlak bizler için külfet değil, onurla yaslandığımız bir duygu…

Nitekim bu da şartları eşit olmaktan çıkarıyor. Çünkü biz mücadele ederken ahlaklı olmak zorundayız. Onların ise böyle bir derdi yok. Dediğim gibi, ama bu bizlere külfet değil. Çünkü tarihin hiçbir satırında ahlaksızın adına altın harflerle ayrılmış puntolar yok.


© Medya Siyaset