menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

At Nalı Teorisi – Melih Demirel Yazdı

15 0
18.02.2026

Siyasetin tanımı yıllarca   sağdan sola uzanan düz bir çizgi lanse edilse de, hükümetler pozisyonu asla keskin çizgileri kabul etmedi. Çünkü mozaik olan ve dalgalanmaların sıkça tekrarlandığı bir yapıya keskin uçlar hep aykırı gelmiştir. İşin idari kısmı böyleyken, taban dediğimiz olgu ise at nalı dediğimiz teoride savrulup durdu . Peki nedir At nalı teorisi?  İnsanlar uçlarda birbirine düşman olduklarını sanırken, aslında aynı karanlıkta buluşurlar. At Nalı Teorisi tam da bunu söyler: En sağ ile en sol, uç noktalarda birbirine yaklaşır. Sloganlar değişir, renkler değişir ama zihniyet aynı yere çıkar: tahammülsüzlük, mutlak doğruculuk, düşman üretme ihtiyacı ve şiddeti meşrulaştırma arzusu. Demokrasiye en büyük tehdit çoğu zaman ortadan değil, uçlardan gelir. Çünkü uçlar fikir değil iman, i tartışma değil itaat ister.

Uçların ortak dili nefrettir. Aşırı sağ “Bu ülke bizim, öteki düşman” der. Aşırı sol “Bu düzen yıkılmalı, bunlar hain” der. İkisi de aynı şeyi fısıldar: “Benim dışımdakinin yaşama hakkı yok.” Biri bunu ‘’millilik’’ maskesiyle  örter, diğeri ise  ‘’devrim’’ maskesiyle… Sonuç değişmez: toplum bölünür, akıl çekilir, vicdan susar. At nalının iki ucu en çok burada birleşir; insanı değil düşmanı büyütürler.

Radikalizm bir ideoloji değil, bir hastalıktır. Çünkü radikal insan karşıtını dinlemez, hakikati aramaz ve  hakikati mutlak suretle  kendisi sanır. Kendini hakikat sanan siyaset ise demokrasi değil diktatörlük doğurur. Bugün dünyada  soğuk savaş döneminden kalma o sığ zihniyet  hortlama eğilimindedir: “Ben konuşurum sen susarsın” diyenler ve “Biz gelince hesap soracağız” diye titreyenler… İkisi de devleti araç değil silah görür. Hani imkanı yok şu şartlardan ancak,  devletler onların eline geçtiğinde gelecek olan şet adalet değil, intikamdır.

Uçlar kavga ederken ezilen halktır. Sabah işe giden, çocuğunu okula gönderen, ekmeğinin derdindeki yurttaş… Çünkü bu kavga fikir kavgası değil, iktidar kavgasıdır. Biri “Benim istediğim bir dünya” der, öteki “Hayır benim istediğim bir dünya.” Halk ise sloganların arasında boğulur. Uçlar birbirine düşman görünür ama halkın sırtına aynı yumruğu indirir. İşte At nalının ters uçları tam olarak burada bütünleşir.

Oysa demokrasi bağıranın kazandığı bir ring değil, birbirini dinleyebilen insanların masasıdır. Uçlar masa istemez, masa devirmek ister. Uzlaşmayı zayıflık sayarlar. Oysa siyaset uzlaşmadır, devlet bir grubun sopası değil milletin ortak evidir. Sürekli kavga çıkaranların akıbeti  eninde sonunda evi yakmaktır.

Peki bizim ülkemizin  meselesi sağ mı sol mu? Hayır. Mesele akıl mı fanatizm mi, vicdan mı nefret mi meselesidir. Uçlara kapılan toplumlar bir süre sonra özgürlüğü değil celladını alkışlar. Çünkü aşırılık insanı önce bağırttırır, sonra susturur.

Son söz şudur: Uçlar birleştiğinde memleket kaybeder. At nalının iki ucu birbirine yaklaştığında ortada kalan yurttaş  ezilir. Uçların ortak kaderi demokrasiye düşmanlık, fikre tahammülsüzlük ve güce tapınmadır. Bu yüzden mesele sağ-sol değil insan kalabilmektir. Çünkü bazen en büyük tehlike düşman sandığın uçta değil, seninle aynı at nalında buluşan zihniyettedir. Ve burada bir parantez açmak gerekir:

Azınlıklar demokrasi için çoğulculuk açısından güzeldir; toplumun vicdanıdır, rengidir, sesidir. Lakin eğer bu azınlıklar at nalının iki farklı ucunun en uç azınlıklarıysa, pazarlık masalarının yancı ayakları olup yalnızca manipülasyon için mevcudiyetlerini sürdürüyorlarsa, o nal milletin kaderine bir kasis edasıyla çakılır. Artık demokrasiye değil vesayete hizmet eder. İşte o noktada bu ülkenin kaderine çakılan nallardan kurtulmak gerekir. Çünkü memleket uçların oyuncağı değil, milletin ortak yürüyüşüdür.

Yüzde 1’lerin ikbali, milyonların kaderini tayin etmemelidir…


© Medya Siyaset