menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gazze’de “yeniden inşa” ve sömürgeci mantık

7 16
02.02.2026

Gazze için son aylarda dolaşıma sokulan “yeniden inşa” dili, ilk bakışta insani bir toparlanma vaadi taşıyor gibi görünüyor.

Yıkımın ardından onarım, enkazın ardından düzen, savaşın ardından hayat… Kavramlar tanıdık ve kulağa makul geliyor. Ancak bu dilin nasıl kurulduğuna, hangi kelimeleri öne çıkardığına ve daha önemlisi kimi sessizleştirdiğine yakından bakıldığında, mesele basit bir imar tartışmasının çok ötesine geçiyor. “Yeniden inşa” burada, yıkımdan sonra hayatı onarmaktan çok, yıkımın ürettiği boşluğu yeniden düzenleme arzusunu yansıtıyor.

Son dönemde Davos çevresinde ve Amerikan siyasal söyleminde Gazze’nin bir “potansiyel alan”, bir “sahil hattı”, bir “ekonomik değer” olarak tarif edilmesi, bu zihniyetin en çıplak ifadesi. Jared Kushner’ın Gazze’yi “değerli bir kıyı şeridi” olarak anması ya da bölgenin turizm ve üretim kompleksleriyle “canlandırılabileceği” fikri, savaşın insani sonuçlarını teknik bir planlama meselesine indirgemeyi mümkün kılıyor. Burada yıkım, ahlaki bir felaket olmaktan çıkıp, fırsat penceresine dönüşüyor.

Bu noktada “yeniden inşa” söyleminin klasik sömürgeci mantıkla kurduğu akrabalık belirginleşiyor. Tarihsel olarak sömürgecilik, yalnızca askeri işgal ya da doğrudan tahakküm biçimi değildi. Aynı zamanda mekânın yeniden tanımlanması, yerel nüfusun siyasi özne olmaktan çıkarılması ve toprağın ekonomik bir nesneye dönüştürülmesiydi. Bugün Gazze için önerilen planlar da benzer bir mantıkla ilerliyor: insanlar değil alanlar konuşuluyor; haklar değil projeler tartışılıyor; siyaset değil mühendislik dili öne çıkıyor.

Bu mantık tarihsel olarak yeni değil. 19. yüzyıl sömürgeciliğinde “medenileştirme” söylemi nasıl askeri işgali meşrulaştırdıysa, 20. yüzyılın sonundan itibaren “yeniden inşa” dili de benzer bir işlev görüyor. Cezayir’de Fransız yönetimi, yıkılan yerleşimleri yeniden planlarken yerel nüfusu siyasi aktör olarak değil, düzenlenecek bir kitle olarak ele aldı. Irak’ta 2003 sonrası “yeniden inşa” süreci, altyapı projeleri ve özel şirketler üzerinden yürütülürken, ülkenin siyasal egemenliği fiilen dış aktörlerin denetimine açıldı. Haiti’de........

© Medya Günlüğü