menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin neden küresel askeri müdahaleciliğe yönelmiyor?

47 15
22.02.2026

Son yirmi yılda Çin ekonomik ölçekte dramatik bir yükseliş yaşadı. Dünya ticaretinin merkezlerinden biri haline geldi, teknoloji üretiminde stratejik alanlara girdi, devasa altyapı yatırımlarıyla Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar geniş bir etki alanı kurdu.

Bu tablo doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Bu ölçekte bir güç neden ABD benzeri küresel askeri müdahaleciliğe yönelmiyor?

Bu soruya yanıt vermeden önce ön kabulü test etmek gerekir. Çin tamamen pasif bir aktör değildir. Güney Çin Denizi’nde askeri tahkimat, Tayvan üzerindeki baskı, Hindistan sınırındaki gerilim ve Cibuti’de kurulan askeri üs, Pekin’in sert güç araçlarını devre dışı bırakmadığını gösterir. Ancak bu faaliyetler bölgesel yoğunlaşma taşır. Çin, ABD’nin Irak, Afganistan veya Balkanlar’daki türden rejim değiştirme operasyonlarına ya da küresel ölçekte askeri üs ağlarına sahip değildir. Fark tam da burada başlar.

İlk belirleyici unsur ekonomik bağımlılıktır. Çin’in yükselişi, küresel ticaret sistemine derin entegrasyon üzerinden gerçekleşti. İhracata dayalı üretim modeli, deniz yollarına ve enerji arzına bağımlı bir yapı doğurdu. Hürmüz Boğazı’ndan Malakka Boğazı’na kadar uzanan hatlar, Çin ekonomisinin hayati damarlarıdır. Küresel bir askeri macera, bu hatları kırılganlaştırır ve Çin’in büyüme modelini riske atar. ABD ise “Soğuk Savaş” sonrası dönemde enerji ve finansal mimari üzerindeki üstünlüğü sayesinde askeri müdahalelerin maliyetini daha geniş bir sisteme yayabildi.

İkinci unsur stratejik kültürdür. Deng Şiaoping’in “gücünü gizle, zaman kazan” yaklaşımı, Çin dış politikasında uzun süreli bir sabır doktrini yarattı. Bu doktrin açık çatışmadan kaçınmayı, kapasite biriktirmeyi ve doğrudan askeri genişleme yerine ekonomik nüfuz üretmeyi teşvik etti. Kuşak ve Yol Girişimi askeri üslerden çok limanlara, demiryollarına ve lojistik merkezlerine yatırım yapar. Bu tercih, güç projeksiyonunun biçimini değiştirir; askeri zor yerine ekonomik bağımlılık ağları kurar.

Üçüncü faktör maliyet–getiri hesabıdır. Küresel askeri müdahalecilik yalnızca askeri kapasite değil, siyasi meşruiyet ve ittifak sistemi gerektirir. ABD’nin müdahaleci dış politikası NATO ağı, doların rezerv para statüsü ve küresel finans sistemiyle desteklendi. Çin’in henüz bu ölçekte bir güvenlik ittifak ağı bulunmaz.........

© Medya Günlüğü