menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1991 Sovyetler 2026 İran mı?

16 1
20.01.2026

Tarih bazen kitaplardan değil, bir pencerenin kenarından okunur.

Ben Sovyetler Birliği’nin son günlerini, tam da böyle bir pencereden izledim.

Mihail Gorbaçov’un SSCB’nin son devlet başkanı olduğu yıllarda, uluslararası bir şirkette genç bir yönetici olarak Moskova’ya sık sık gidip geliyordum. “Beyaz Ev” olarak bilinen Rusya Federasyonu Parlamento binasının hemen yakınında, Moskova Nehri kıyısındaki Mejdunarodnaya (Uluslararası) Ticaret Kompleksi’nin üst katlarından birinde şirketimizin ofisi vardı.

19–21 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı düzenlenen darbe girişimi sırasında, Boris Yeltsin’in parlamento binasını çeviren tankların üzerine çıkarak halkı direnişe çağırdığı o meşhur konuşmayı CNN International canlı yayınlarken, ben de aynı sahneyi ofis penceresinden, çıplak gözle izliyordum.

Tarih bazen insanın önünden ağır ağır geçiyor; ne olduğunu anlıyorsunuz ama tam olarak idrak edemiyorsunuz.

22 Ağustos sabahı şoförümüz İvan, “Bu gece Kızıl Meydan civarında protestolar olacak” dediğinde, gençliğin verdiği heyecanla gazeteci dostlarım Merhum Güneri Cıvaoğlu, Cengiz Çandar ve Ramazan Öztürk’le birlikte meşhur Kızıl Meydanın yakınlarındaki Derjinzski Meydanı’na gittik.

Kalabalıktan birkaç kişi, KGB binasının önündeki SSCB’nin ilk istihbarat örgütü Çeka’nın kurucusu Felix Dzerjinski’nin heykeline tırmandı. Ellerindeki balyozlarla heykeli yıkmaya başladılar.

Bir rejimin sembolü, halkın ellerinde parçalanıyordu.

O an şunu hissetmiştim: Bu sadece bir heykelin devrilmesi değildi, bir inancın çöküşüydü ve biz tarihte yerini alacak olan bir anı yaşıyorduk.

Dalgalar hızla yayıldı. 25 Aralık 1991’de........

© Medya Günlüğü