menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nereye bu gidiş?

21 0
23.06.2026

Tren ağır ağır ilerlerken cam kenarında oturuyorum. Dışarıda karanlık, ışıkların içinde kaybolmuş şehirler ve istasyonlar geride kalıyor.

Birkaç saat sonra bir toplantı salonunda olacağım; insanların hedeflerden, projelerden, rakamlardan, gelecek planlarından bahsettiği bir masanın etrafında. Ama şu an orada değilim. Rayların ritmi beni bir yere değil, içimin derinliklerine taşıyor. Sanki gideceğim yer dışarıda değil de içimde bir yerlerde.

Gökyüzünde yarım bir ay asılı. Tamamlanmamış bir cümle gibi. Eksik ama yine de var. Ona bakınca insanın kendi eksikliğini hatırlıyorum. İnsan da tamamlanmış bir varlık değil; büyüdükçe eksilen, eksildikçe büyüdüğünü sanan bir varlık. Çocukken “bir gün her şey olacak” deriz, büyüyünce “olduğunda geç olacak” gerçeğiyle tanışırız. Ve bir noktada fark ederiz: aslında hiçbir şey tam olarak “tam” olmuyor.

Pencerenin ardından geçen ağaçlar, yollar, ışıklar birbirine karışıyor. Her şey hareket halinde ama hiçbir şey gerçekten yer değiştirmiyor gibi. Sanki bütün dünya bir yere yetişmeye çalışıyor ama kimse nereye olduğunu bilmiyor. İşte o an içimde aynı soru beliriyor: Nereye?

Sabah evlerinden çıkan milyonlarca insan… Nereye gidiyorlar? Otobüsler, metrolar, trenler doluyor her gün aynı telaşla. Daha fazla kazanmak için mi? Daha güvende hissetmek için mi? Yoksa sadece “bir şeyler yapıyor olmak” için mi? Çünkü yüzlere baktığında cevap netleşiyor: Yorgunluk.

Modern insanın en büyük çelişkisi burada başlıyor. Sürekli ilerliyor ama hiçbir yere varamıyor. Daha hızlı koşuyor ama içindeki boşluk daha da büyüyor. Psikoloji buna “hedonik adaptasyon” der; insan, ulaştığı her şeye kısa sürede alışır. Dün hayal olan bugün sıradan olur, bugün sıradan olan yarın yetmez hale gelir. Böylece hayat, hiç bitmeyen bir........

© Medya Günlüğü