Kim aptal kim akıllı?
Kalbi temiz olan insan salak değildir. Yanlışı görmeyen, kötülüğü ayırt edemeyen biri hiç değildir.
Aksine, kalbi temiz insan çoğu zaman olup bitenin fazlasıyla farkındadır; sadece ihtimaller arasında bilinçli bir seçim yapar. Kötülüğü tanır ama onu tercih etmez. İyiliği bilmediği için değil, bildiği hâlde vazgeçmediği için “saf” sayılır. Belki de bu yüzden, bazı şeylerden korunur: Tanrı tarafından, kader tarafından ya da insanın neye inanıyorsa onun tarafından. İnanç burada ikincildir; asıl mesele niyetin berraklığıdır.
Tarih boyunca her büyük dönüşüm, uyum sağlayamayanları ezmiştir. Kapitalizmin yükselişi de bundan muaf değildir. Yeni düzenler, eski değerleri yalnızca sorgulamaz; çoğu zaman onları geçersiz ilan eder. Yerinden edilme hissi, yalnızca ekonomik ya da fiziksel değildir; zihinsel ve ahlakidir de. Bazı insanlar bu sarsıntıyı karakterine dönüştürür, bazıları ise bu yükün altında ezilir. Belki de bu yüzden, geçmişte yazılmış kimi romanlar bugün hâlâ bu kadar sert ve güçlü yargılanır: Çünkü biz hâlâ benzer bir çağın içindeyiz. Değerler çözülüyor, normlar değişiyor, uyum sağlayamayanlar yine geride kalıyor.
İyi olmanın gücü tam da burada ortaya çıkar: İyiliği koruyarak insan zihnine nüfuz edebilme becerisi. Yalnızca toplumsal eleştiriyle yetinmeyen bu bakış, insanların iç dünyasındaki çatışmaları da görünür kılar ve doğrudan insan ruhunu anlatır. Saflık, bu anlatılarda bir erdemden çok bir sorun alanı olarak karşımıza çıkar. Çünkü “çok iyi olmak” ilk bakışta yüceltilmesi gereken bir meziyet gibi görünse de, modern dünyada çoğu zaman bir fazlalık, hatta ölümcül bir hata olarak algılanır. İyi insan kullanmaz, oyunu oynamaz, hileye başvurmaz. Ve tam da bu nedenle sorun olarak görülür.
Dünya dürüstleri sevdiğini iddia eder ama kurnazlara alan açar. Samimiyet vitrine konur; hayatta kalan ise stratejidir. İnsanlar........
