menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emilie ve Helen’e kucak açan İran

46 0
14.02.2026

Tahran da doğmuş ama savaş yüzünden 8 yaşındayken İstanbul’a göçmüş Shahzadeh N. Igual.

Ömrünü geçirdiği İstanbul’a önce alışmış, sonra aşık olmuş. Ancak ne Tahran’ı unutmuş ne de göçmenliğini. O nedenle yolu Tahran’la kesişen savaş kurbanı göçmenlerin peşine düşmüş. Bu yazar kadının “Adı Mercan” kitabından öğrendiğim bir gerçek hikâyeyi aktarıyorum önceki yazımdan devamla.

2. Dünya Savaşı sırasında Polonya’daki evlerinden alınıp Sibirya’daki kamplara götürülen Emilie ve kızı Helen’in 2 yıl süreyle yaşam mücadelesi verdikten sonra Stalin’in bir lafıyla aniden özgür kalarak İran’a gittiklerini anlatmıştım.

Coğrafi ve tarihi koşullar düşünüldüğünde, esir kampından çıkmış yanında bir de kız çocuğu olan bir kadının karda kışta Sibirya’dan İran’a gitmesi başlı başına bir roman konusu olabilirse de Shazadeh bu yolculuğu pek ayrıntılı aktarmıyor. Onun asıl peşinde olduğu Tahran bölümü ise gerçekten roman.

Sene 1942. O sıralar Tahran’da tifüs salgını var. Yiyeceklerin çoğu trenle Rusya’ya askerlere sevk edildiğinden bir de açlık salgını var. Üstüne de kamplar kurulmuş, Rusya’dan akın akın savaş esirleri geliyor. Tahran bir yandan kendi halkını bir yandan Rus askerlerini bir yandan da kamplardakileri beslemeye çalışıyor.

İran’a Enzeli limanından girenler 300 bin kişi. Kamplarda ne kadar kalacakları belli değil. Esmer halk ilgiyle izliyor beyaz tenli sarı saçlı sığınmacıları. Tahran’daki bir kampta kalan 45 yaşındaki Emilie ve 10 yaşındaki Helen oradan dünyanın herhangi bir yerine gönderilecek ama ne zaman ve neresi olacağını bilen yok.

Bu kampları yönetenler İngiliz askerleri. Çoğunluğu aslen Hintli. Kampta kalanlardan şehirde iş bulabilenlere gündüzleri çalışma izni veriliyor. İş bulamayanlar kamptan ayrılamadığı gibi işi olanların da dışarda gecelemeleri yasak. Kamptan kaçanları gözünüzü kırpmadan vurun demiş Ruslar.

Çok becerikli bir kadın Emilie, hem el işlerinde hem mutfak işlerinde, hem de daha sonra öğreneceğimiz üzere kumpas kurmakta. Kampın mutfağında çalışmaya başlıyorsa da kısa sürede mutfak sorumlusu oluyor. O nedenle mutfağa mal taşıyan kamyoncularla da tanışıyor. Helen de kamp okulunda dilini öğreniyor İran halkının. 2 yıl Sibirya kampından sonra 2 yılı da Tahran kampında geçiriyor ana kız.

Kamptan dünyanın dört bir yanına sevkiyat başladığında Emilie kızını kapıp kaçıyor, daha önceden ayarladığı kamyoncunun sebze kasalarının arasında. “İyi kötü alıştık biz buraya, bir başka ülkeye daha gitmeyi kaldıramayacağım, üstelik daha da uzaklaşırsak ülkemize geri dönme şansımız da babanı bulma şansımız da olmaz” diyor kızına. Oysa asla dönemiyorlar bir daha vatanlarına…

Kamyoncu da başı belaya girmesin diye onları büyük bir caddede indirip gidiyor Tahran’da. Saatlerce yol kenarında oturuyor ana kız, ne yapacaklarını bilemez halde. Sonrası ise mucize ya da daha doğru bir söylemle insan gibi insan olanların yarattıklarından ibaret.

Polonyalı Emilie aslında Ukrayna kökenli bir kadın. Avusturyalı ve çok zengin Stelmach ailesine gelin olarak Krakow’a yerleşmiş. Kocası Kazimir, 1.Dünya Savaşında bacağından yaralanıp evine döndüğünde güzeller güzeli Emilie ile tanışıp hemencecik evlenmiş.

2. Dünya savaşında yine askere gitmiş Emilie’nin kocası ve Almanlara esir düşmüş. Ancak Almancayı ana dili gibi konuştuğu için Almanlar onu öldürmeyip Avusturya’ya sürmüş. Bu sefer de annesi Avusturyalı diye ölümden kurtulmuş. Şanslı adam sonunda dönebilmiş ülkesine ama karısıyla kızını aramaları sonuç vermemiş savaş ortamında. Sürüldükleri Sibirya’da öldüklerine inanmış sonunda. Yeniden evlenip yeni bir hayat kurmuş, bir de oğlu olmuş ama bundan haberi yok “evlilik ölene kadar sürer” diye inanan dindar Emilie’nin.

Babasına bir gün kavuşacağını umarken artık Tahranlı olan Helen ise tam bir beyaz melez, Avusturyalı Ukraynalı Polonyalı ve sonra da İranlı olarak. O da annesini aratmayacak kadar güzel bir sarışın. Helen, on yaşındayken girdiği Tahran’da doksan küsür yaşına kadar........

© Medya Günlüğü