menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Netanyahu “gitti gidiyor mu?..”

32 0
21.07.2026

Netanyahu-Trump krizinin merkezinde ne kişisel bir husumet ne de ideolojik bir ayrılık yatıyor; ortada somut stratejik tercih farkları var.

Trump yönetimi, İran’la diplomatik bir anlaşma ve Lübnan cephesinde hızlı bir ateşkes sağlayarak kangren olmuş bu soruna kalıcı bir çözüm arayışında. Bunun temel nedeni elbette Trump’ın bölgeye yönelik yüksek idealleri değil, doğrudan iç siyaset matematiği. Benzin fiyatları, savaş yorgunluğu, artan mali harcamalar ve seçim takvimi hesaba katıldığında Orta Doğu, Trump için kazanılması gereken yeni bir cephe olmaktan çıkıp bir an evvel kapatılması gereken siyasi ve iktisadi bir maliyet kalemine dönüştü.

Netanyahu ise bunun tam tersi bir mantıkla hareket ediyor. Onun cephesinde İran’a yönelik askeri harekâtın sürdürülmesi ve Lübnan meselesinin “yapılacak işler” listesinden çıkarılması, İsrail’in güvenliği açısından olmazsa olmaz şartlar arasında. Tüm bunlar aynı zamanda Netanyahu’nun siyasi bekasının da ayrılmaz bir parçası. İşin can alıcı noktası da burada düğümleniyor: Trump savaşı bir maliyet olarak görürken, Netanyahu siyasi varlık nedeni olarak değerlendiriyor. ABD’nin İran ve Lübnan dosyalarını birbirine bağlama çabası, İsrail’in en çok direndiği ve itiraz ettiği hamle. Çünkü bu bağlantı, Netanyahu’nun elindeki askeri inisiyatifi Washington’un diplomatik hızına ve takvimine tabi kılıyor.

 “Büyük ortak”-“küçük ortak”

Trump’ın “İsrail bensiz var olmazdı” veya “Biz büyük ortağız, o çok küçük ortak” türü ifadeleri sadece bir üslup meselesi değil, aslında ilişkinin hiyerarşik olarak yeniden tanımlanma çabasıdır. Burada asıl dikkat edilmesi gereken mesele, bu sözlerin bir gerçekliğe işaret etmesinden ziyade, Netanyahu’nun on yıldır ilmek ilmek işlediği “Washington’daki en etkili yabancı lider” imajını doğrudan hedef almasıdır. Netanyahu’nun tüm sermayesini Trump’a yatırmış olması ve bunu yaparken Demokratlarla köprüleri atması, kendisini bugün savunmasız bırakan asıl zafiyettir. Netanyahu’nun “en büyük korkusunun Trump’ın bir gün desteğini çekmesi” olarak tarif edilmesi, işte bu yapısal bağımlılığın açık bir itirafıdır. Acaba........

© Medya Günlüğü