İnsana tutunmak
Son birkaç yıldır, küresel ölçekte hissettiğimiz o tekinsizliğin adını koymakta zorlanıyoruz. Mesele yalnızca ekonomik krizler ya da jeopolitik gerilimler değil. Daha derinde, “medeniyet” dediğimiz yapının kolonlarının titrediğini hissediyoruz. Güvendiğimiz kurallar, sadakat duyduğumuz kurumlar, “bizi korur” dediğimiz mekanizmalar; uluslararası hukuktan sokaktaki güvenliğe kadar çatırdıyor. Bizzat Kanada Başbakanı Mark Carney, İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen “kurallara dayalı uluslararası düzen”in uzun süredir çalışmadığını ve bunun artık gizlenemez noktaya geldiğini açıkça dile getirdi. Uluslararası düzenden sokaklara, her seviyede kaba gücün yükseldiği, yüceltildiği bir döneme giriyoruz.
Böyle dönemlerde, zihnimizin karanlık köşelerinde uyuyan o eski korku uyanır: Eğer üzerimizdeki o ince medeniyet cilası, o kurumsal baskı kalkarsa; altından birbirini boğazlamaya hazır vahşiler çıkacaktır. Kurumlar çökerse, insanlık da çöker.
Oysa evrimsel biyoloji ve primatoloji bize bunun kaderimiz olmadığını f ı s ı l d ıyor. Ve bugün tutunabileceğimiz yegâne hakikat belki de bu.
Yakın zamanda kaybettiğimiz büyük primatolog Frans de Waal, bu karamsar bakış açısına çok yerinde bir isim vermişti: Cila Teorisi. Bu teoriye göre ahlak, iyilik ve empati; bencil ve vahşi doğamızın üzerine sonradan sürülmüş ince, kırılgan bir ciladan ibaretti. De Waal, bu yanılgıyı çürütmek için çalıştı. Bize şunu gösterdi: Empati bir “sonradan ekleme”........
